Öne Çıkanlar 2016 - 2017 Türkçe Tahtını Oğluna Bırakacağı Tarih Belli Oldu Cuma Hutbesi 10.11.2017 100 İlçe Müftüsünün Yeni Görev Yerleri Belli Oldu GIDA BAKANLIĞINDAN İHRAÇ EDİLENLERİN LİSTESİ

Yavuz Sultan Selim Hân'ın Şahsiyeti ve Kişisel Özellikleri





 

Batıya yönelmiş bulunan devleti, doğuda baş gösteren

tehlikeleri öncelemek sebebiyle doğuya yönelten ve birçok

fetihlere imza atarak vatan topraklarının yaklaşık 2,5 kat

büyümesini
 sağlayan ve hilafeti Anadolu’ya getiren Yavuz Sultan Selim Hân,

vefatından evvel devletin geleceğini teminat altına mühim hamleleri de gerçekleştirmişti.

Artık Batıya yönelecek, Rodos’tan başlayan denizaşırı seferlerle çok daha büyük

fetihler gerçekleştirecek ve Nizâm-ı Âlem İlâ-yi Kelimetullâh yolunda daha nice zaferler elde edecekti.

Askerî anlamda o devre kadar tarihin kayıtla müşerref olduğu en önemli

adamlardan biridir. Gerçekleştirdiği fütuhat, o büyük devleti asırlar

ötesine taşımıştır. Anadolu birliğinin tam manada sağlanması da

yine onun eseridir.  Dünya haritasını sekiz sene içerisinde köklü

bir değişikliğe tâbi tutan bir Sultan’ın, dünya haritasına baktığında

‘’bu, bir Hükümdar için dardır’’ deme hakkına sonuna kadar sahip bulunduğu,

yadsınamaz bir gerçektir. Hedefinin; en başta İslâm dünyasını tevhîd etmek

ve daha sonra Turan coğrafyasıyla birleştirip batıya doğru hareket ederek

Roma da dâhil fethetmek olduğu ifade edilmiştir.

Kişisel Özellikleri

Yavuz Sultan Selim Hân, uzunca boylu idi. Vücudunun gövde

kısmı bacaklarına nispeten daha uzundu. Bundan dolayı

at üstünde duruşu çok daha heybetliydi. Kemikleri kalın, pazılı,

omuzları geniş idi. İri iki siyah gözünün parlaklığı ve etkileyiciliği

yabancı şahitler tarafından da dile getirilmiştir. Toparlak kırmızı pak yüzlü,

çatma kalın kaşlı, keskin bakışlıydı. Dişleri inci gibiydi. Söylediklerini

genellikle birkaç kez tekrarlardı. Korku nedir bilmeyen bir yüreği olduğu gibi,

fikrinde de kesinlik vardı. Geniş bir düşünce ve tasavvur dünyasına sahip

olmakla beraber, kararlarını hızlı bir şekilde hayata geçirebilme kudretini haizdi.

Kararını kesinleştirmeden evvel vüzera ve alanında uzman kimselerle istişare eder,

onların fikirlerine önem verir ve kararını, günlerce düşünüp değerlendirdikten ve

akla gelebilecek her türlü ihtimali göz önünde bulundurduktan sonra netleştirirdi.

İstişareler sonucunda, kendi görüşüne uygun olmayan bir görüşle karşılaştığında,

makul geldiği takdirde görüşünden döndüğü gözlenirdi. Bu haslet ve vasıfları

vesilesiyle, göreve geldiğinde durgun bir vaziyete bürünmüş halde bulduğu

devlet mekanizmasını, bir anda ayağa kaldırmıştır.

Şiire muhabbetli padişahlarımızdan idi. Türkçe, Farsça ve Arapça şiir yazma

ve söylemede mahir idi. Bu dillerin yanı sıra, Tatar lehçesine de aşina olduğu belirtilmiştir.

Sert ve hiddetli tavrı, işlerindeki ciddiyete de fazlasıyla yansımıştı.

Bu tabiatına rağmen ikili ilişkilerinde gayet ince, nazik, zarif ve mütevazı idi.

Elçilerin belirttiğine göre, adaleti hiçbir zaman elden bırakmamıştı.

Kendisini tamamen devlet ve tebaanın işlerine adamış bir şahsiyetti.

Tebdîl-i kıyafet ile halk arasında çokça dolaşır, her zümreden istihbarat

elde etme noktasında görevlendirdiği adamlarla bilgi toplardı. Gecede

yalnızca 3-4 saat kadar uyur, dünya nimetlerine kıymet vermez, şatafattan hoşlanmaz,

debdebeli hayata ters durur, sade giyinmeyi tercih ederdi. Devlet hazinesinin

her daim dolu bir şekilde muhafaza edilmesine özellikle önem vermiş ve

vefatından sonra da hazineyi, sonraki sultan olan oğlu Kanûnî Sultan

Süleymân Hân’a öylece teslim etmiştir. Hayır işlerini önemsemiş olmasına

rağmen seferlerden ve vazifelerden fırsat bulamayışından olsa gerek,

bu alanda pek eser bırakamamış; niyetlenmiş olduğu –ve sonradan oğlu

tarafından tamamlanmış olan- camiyi tamamlamaya da muvaffak olamamıştır.

Devrinin her türlü silahını iyi derecede kullandığı ve yay yapımındaki

mahareti ve son derece iyi bir avcı olduğu kaydedilmiştir.

Mısır seferinde bir timsahı tek vuruşta ikiye böldüğü nakledilmiştir.

Şehzadeliğinden itibaren ulemanın sohbetine, dinî ve

ilmî mütalaalara ve tefekküre ehemmiyet vermiş idi.

Tarih Mütalaaları ve Kitaplara Vukûfiyet

Tarih ilmine de düşkündü. Sezar ve İskender’i okuduğu da nakledilmiştir.

Okunması, dil ve ıstılah yönüyle zor olan (Moğol tarihine dair Târîh-i Vassâf)

eserleri okumuş olması, birikiminin açık göstergelerindendir. İlim itibara alındığında,

Osmanlı padişahlarının (Fatih Sultan Mehmet ile beraber) en üstünü olduğu

değerlendirilmiştir. Seferlerde dahi vakit bulduğunda ve istirahatlerinde mütalaa

e okuma ile meşgul olmuştur. Mısır’daki ikâmeti esnasında, Hind ve Çin haritalarını

yaptırmış, Kemalpaşazâde’ye muhtelif kitapları terceme ettirerek okumuş ve incelemiştir.

Sûfi Kimliği ve Sohbet Meclislerine Verdiği Ehemmiyet

Tasavvufa ilgi duyduğu; Muhyiddîn İbnu Arabî ve Mevlânâ Celâleddîn-i

Rûmî’nin görüşlerine meylettiği kaydedilmiştir. Zenbilli Ali Efendi,

Kemalpaşazâde, İdrîs-i Bitlisî, Halimi Çelebi gibi âlimlerin sohbet

meclislerinde bulunduğu ve zaman zaman onları davet ederek sohbet

meclisleri kurduğu ifade edilmiştir.
 

Kaynakça


Feridun Emecen, ‘’Selim I’’ DİA, c.XXXVI; Joseph von Hammer,

Büyük Osmanlı Tarihi Üçdal Neşriyat, İstanbul -1989, c.IV;

İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, Türk Tarih Kurumu Basımevi,

Ankara -1988, c.II; Mustafa Armağan, Osmanlı’nın Mahrem Tarihi Bilinmeyen

Yönleriyle Osmanlı Padişahları, Timaş Yayınları, İstanbul; Ziya Nur Akson, Osmanlı Tarihi,

Ötüken Neşriyat, İstanbul -1994, c.I



 

Peygamberlerin (Salavâtullâhi ve Selâmuhû alâ Nebiyyinâ

ve Aleyhim Ecma‘în)
 ve sâlih kimselerin terekesinden olan

birtakım eşyalarla teberrük etmek, câiz ve meşrû olan işlerdendir.

Sahâbe-i Kirâm (Rıdvânullâhi Te‘âlâ Aleyhim Ecma‘în) Peygamber

Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in saçı, sakalı, âsâsı ve

diğer eşyalarıyla teberrükte bulunmuş ve o eşyaları saklamışlardır.

Istılahta ‘teberrük’ olarak yer alan bu amelin meşrûiyetine dair

Kur’ân-ı Kerîm’de deliller mevcuttur. Hazreti Ya‘kûb (Aleyhisselâm)ın,

Hazreti Yûsuf (Aleyhisselâm)ın gömleğiyle teberrüğü, İsrailoğullarının

son derece hürmet ettiği sandığın Kur’ân-ı Kerîm’de ‘kutsal tabut’ 

olarak yer alması, bu konuya müteallik başlıca delillerdendir.

Zira söz konusu kutsal tabut içerisinde Hazreti Mûsâ (AS) ve

Hazreti Hârûn (Aleyhimasselâm)ın terekesinden kalan hatta

Şua‘yb (Aleyhisselâm) gibi onlardan evvelki Peygamberlere

ait olan birtakım eşyaların bulunduğu bilinmektedir.

Bizim ‘mukaddes emânetler’ olarak ifade etmiş olduğumuz

eşya ve unsurlar da böyle bir muhtevâya sahiptir. Bu emânetler arasında;

geçmiş Peygamberlerin, Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in

ve Sahâbe-i Kirâm’dan, ulemâ-i kirâmdan büyüklerimizin terekesinden

bazı unsurlar ve Harameyn’e ait bazı kalıntılar yer almaktadır.

Bu emânetlerin önemli bir kısmı Mısır seferine çıkmış olan ve

o dönem hilâfeti elinde bulunduran Memlükler’in mağlup edilmesinin

ardından devrin Mekke emîri Şerîf II. Berekât bin Muhammed

el-Hasenî’nin gönderdiği Kâbe-i Muazzama’nın anatarlarıyla beraber,

Yavuz Sultan Selim Hân tarafından teslim alınmıştır.

Mukaddes Emânetlerin Mısır’a İntikali

Mukaddes emânetler Asr-ı Saadetten itibaren sonraki asırlara,

hilâfetle bağlantılı olarak intikal etmiştir. Ömer İbnü Abdilaziz

 (Radıyallâhu Anh)ın mukaddes emânetleri ziyârete açtığı bilinmektedir.

Daha sonra Mervân dönemine intikal ettiği anlaşılan emânetler Abbâsîlere

intikal etmiş, Hülâgü istilasında ziyana uğramasından korkularak

Mısır’a ulaştırılmış, Memlükler dönemi de dâhil bu şekilde muhafaza edildikten sonra,

Yavuz Sultan Selim Hân eliyle Osmanlı ecdâdımıza geçmiştir.

Bugün Topkapı Sarayı’ndaki hücrede sergilenmekte olan mukaddes emânetler,

bize intikal etmiş emânetlerin tamamını yansıtmamaktadır.

Gerek İstanbul’un muhtelif yerlerinde gerekse de diğer İslâm

merkezlerinde mukaddes emânet niteliğini haiz başka unsurlar da bulunmaktadır.

Topkapı Sarayı’nda muhafaza edilen emânetlerin bir bölümü Yavuz Sultan

Selim Hân’ın teslim aldığı emânetlerden, bir kısmı Kânûnî Sultan Süleyman

tarafından teslim alınan emânetlerden, bir kısmı Medine müdâfii

Fahreddin Paşa’nın güvenlik maksadıyla gönderdiği emanetlerden

ve diğer bir kısmı da sonradan satın alınarak bu kıymetlerin yanına dâhil edilen emânetlerden oluşmaktadır.
 

Mü’minler, Sahâbe-i Kirâm (Rıdvânullâhi Te‘âlâ Aleyhim Ecma‘în)den

tevârüs etmiş oldukları bu hassasiyetle mukaddes emânetlere büyük

değer vermekte, mesafelere bakmaksızın ziyâret konusunda büyük özveri göstermektedirler.
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.