Öne Çıkanlar Kabe İmamı Sudeysi Dış Politikamıza Hizmet Ediyor Kudüs Mitingine Siyonizme Yeter Artık Diyen Maduroyu Davet Etti Cuma Hutbesi 7.7.2017 Puan Durumu

Şevvâl Ayında 6 Gün Oruç Tutmanın Mükemmel Karşılığı








 

Kur’ân-ı Kerîm’in inmeye başladığı, pek çok fazileti bünyesinde cem

etmiş olan mübarek Ramazan ayı ve bin aydan daha hayırlı olduğu ayet-i

kerime ile sabit olan Kadîr Gecesi bizleri geride bıraktı. İdrakten ihyaya

taşıyarak ibadet ve taat yönünden dolu dolu geçirmeye çalıştığımız kudsî

mevsimin ardından bayram ile sevindik. Orucu başta olmak üzere,

hususî özellikleri bulunan Şevval ayının içerisindeyiz. Bu ayı müteakip

Zilkâde ayını, onun ardından da ilk on günü büyük faziletlerle bezeli Zilhicce ayını idrak edeceğiz inşâAllâh.

Niyeti halisane olanlar için ihya vesilesi gün ve geceler sene içerisinde

önemli bir yer tutuyor. Hatta ihlaslı olan bir kimse için hususî bir fazilet

takdir edilmiş olsun ya da olmasın, her günün ihyaya değer bir yanı ve

ihya edildiği takdirde hesapsız mükâfatı vardır.

İhlas ıstılahı İslâm ahlâkı ıstılahatında; ‘ibâdet ve amelleri sahih bir itikad,

hâlis bir niyetle ve her türlü gösteriş ve dünyalık menfaat endişelerinden

arındırarak sadece Allah Teala’nın rızasına hasretmek’ 
anlamına gelmektedir.

Kur’an-ı Kerim’in pek çok ayetinde ihlâs sahibi kimselerin özellikleri vurgulanır

ve örnek kimseler olarak gösterirler. Peygamberlerin (Salavâtullâhi ve Selâmuhu

ala Nebiyyinâ ve aleyhim Ecmaîn)
 aslî özelliklerinden olduğu beyan edilen vasıf,

İslâm büyüklerinin mazhar olmak için dua ettikleri üstün bir vasıftır.[1]

Muhlis ve muttaki kullar için güneşin battığı gecelerden doğduğu günlere hepsi

Allah Teala’ya kurbiyet (yaklaşma) vesilesi gün ve gecelerdir. Allah Teala onlara

sonsuz ikramlarda bulunmakta, yaptıkları amellere karşılık sevaplarını katbekat

artırmaktadır. Onlar Allah Teala’dan razı oldukları gibi, Allah Teala da onlardan

razı olmaktadır. Muhlis ve muttaki kulların amellerinin karşılığının, o olgunluğa

sahip bulunmayan müminlerden farklı olacağı, Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu

Aleyhi ve Sellem)
 tarafından hadîs-i şerîflerde de beyan edilmiştir.[2]

Ehl-i tasavvufun da üzerinde en çok durduğu konulardandır ‘ihlâs’ ve kişinin,

Allah Teala’nın kendisini her an görüyormuş gibi yaşaması anlamına gelen

‘ihsan’ kavramı. Bunları tasavvuf ehli birer mefhum olarak tanımlamanın

yanında aynı zamanda birer makam olarak da değerlendirmektedir.

Hicrî Ayların Onuncusu Şevval Ayı

Hicrî senenin onuncu ayının adı olan Şevval lügatte ‘yukarı kalkmak,

yükselmek; kaldırmak’ anlamlarına gelen ‘şevl’ kelimesinden türemiştir.

Ramazan-ı Şerif ayından sonra gelen bu ayın, cahiliye döneminde uğursuz

sayıldığı bu sebeple nikâh kıymadıkları, Peygamber Efendimiz (Sallallâhu

Aleyhi ve Sellem)
in bu batıl inancı yıkmak için Hazreti Âişe (Radıyallâhu

Anhâ)
 validemizle bu ayda nikâhlandığı belirtilmektedir.[3]

İslâm tarihi içerisinde Şevval ayında; Benî Kaynukâ, Uhud, Huneyn ve

Tâif gazveleri gerçekleşmiş, Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve

Sellem)
in oğlu İbrahim’in de bu ay içinde vefat ettiği haber verilmiştir.[4]

Şevval ayının ileride temas edeceğimiz oruç ibadetiyle yakın bir alakası

bulunduğu gibi, hac aylarından ilki olması hasebiyle İslâm’ın beş şartından

biri olan bu ibadetle de yakın bir alakası vardır.[5]

Fıkıh kitaplarına bakıldığında prensip olarak oruç ibadetinin; farz, vacip ve

nafile oruçlar şeklinde taksim edildiği görülür. Nafile oruçlar da kendi içerisinde

sünnet, müstehab ve mendub şeklinde ele alınırlar. Nafile kelimesi lügatte,

günlük yaşamda kullanmakta olduğumuz anlamından uzak bir şekilde;

‘mutlak ziyade’ anlamına gelir. Nafile ifadesi kullanıldığında fıkıh ıstılahında

‘farz ve vacip ameller üzerine ziyade edilen’ ibadetler anlaşılır.[6]

 Şevval ayında tutulan altı günlük oruç da bahsi geçen müsetehab oruçlardandır.

Dipnotlar


[1] Kur’an-ı Kerim’de İhlâs mefhumu ile ilgili olarak bkz. A‘râf Sûresi:

29; Yûnus Sûresi:12; Meryem Sûresi:51; Beyyine Sûresi:98;

Hicr Sûresi:40; Sâd Sûresi:45-46 ve 83.

[2] İhlâs ve ihlâslı kimselerin faziletine dair hadis-i şerifler için bkz. 

Tirmizî, İlim, 7; Ebû Dâvûd, Vitr, 25, Cenâiz, 56; İbnü Mâce, Menâsik,

76; Ahmed İbnü Hanbel, el-Müsned, c.3, s.225 vd.

[3] M. Kâmil Yaşaroğlu, “Şevval”, DİA, c.39, s.1.


[4] a.m.h

[5] Umre ibadeti için senenin sair zamanlarında ihrama girilebilirken,

Hac ibadeti için ancak Allah Teala’nın tahsis ettiği belli aylarda girilebilir.

Bu aylar; Şevval ve Zilkade ayları ile Zilhicce aylarının ilk on günüdür.

Hac için ihrama giriş ancak bu aylarda mümkünüdür. Şevval ayının girişinden

itibaren ihrama girilebilir ve hac mevsimi Zilhicce ayının 13. günü, hac menâsikinin

tamamlanmasının ardından sona erer. Haccetmek için belirttiğimiz üç ayın dışında

kalan aylarda ihrama girmek mekruh kabul edilmiştir. Detaylar için bkz. İsmailağa

Fıkıh Kurulu, Hac ve Umre Rehberi, Siraç Yayınevi, İstanbul, s.27.

[6] Fahrettin Atar, “Nâfile”, DİA, c.32, s.291-292





 

Kur’ân-ı Kerîm’de, amellerden hâsıl olan sevapların bazı durumlarda katlanacağı,

1’e 700’ün hatta daha fazlasının verileceği beyan edilmiştir.

(el-Bakara 2/261)

Şüphesiz ki bu karşılıkların derece derece katlanması hususunda en önemli etken:

niyet ve samimiyettir. Konuya müteallik âyet ve hadislerde her ne

kadar belli rakamlar beyan edilmişse de, amel sahiplerinin durumuna

göre karşılığında verilecek olan mükâfatın da değişeceği unutulmamalıdır.

Karşılığında büyük ecirler olduğu haber verilmiş olan amellerden birisi de

Şevvâl ayında tutulacak altı günlük oruçtur. Haddizatında oruç ibadeti,

riyâ karışma ihtimali olmayan ibadetlerden olması hasebiyle, karşılığının

Allâh-u Te’âlâ tarafından hesapsız bir şekilde verileceği bildirilmiş olan amellerdendir.

Bu durumu Rasulullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Efendimiz şu şekilde beyan ettiği rivâyet edilmiştir: 

“İnsanın oruç dışında her ameli kendisi içindir. Oruç benim içindir, mükâfatını da

ben vereceğim”
 (Buharî, Savm 9; Müslim, Sıyam 163)

Senenin Tamamını Oruçlu Geçirme Bereketi

Ramazân-ı Şerîf’te tutulmuş olan 30 günlük oruçla birlikte altı günlük

Şevvâl orucunun da eklenmesiyle elde edilen gün sayısının on ile çarpılması

şeklindeki kısa bir hesaplamayla elde edilecek sonuç bir seneye tekabül edecek,

dolayısıyla bir sene oruçlu geçirilmiş gibi olunacaktır. Şevvâl ayında tutulacak

oruçla ilgili olarak Efendimiz (Aleyhissalâtu Vesselâm)’dan şöyle rivâyet edilmiştir: 

“Kim Ramazan orucunu tutar ve ona Şevvâl’den de altı gün daha eklerse,

bütün seneyi oruç tutmuş gibi olur.”
 (Müslim, Ebu Davud, Tirmizî, Nesâî ve İbn-i Mâce)

Şevvâl ayında tutulacak olan oruç müstehâb hükmünde olduğundan,

niyet yönünden durumu da nafile oruçlara ait niyet hükümlerine tâbidir.

Dolayısıyla, akşam vakti güneşin batımından kaba kuşluğa kadar bu oruca

niyet edebilmek mümkündür. Sahura kalkılmadığı durumlarda eğer fecr-i sâdık

yani imsâk vaktinden sonra herhangi bir yeme-içme vd. oruç bozan hallerden

biri söz konusu olmamışsa, uyanıldığında zeval vaktine de girilmemişse o

vakitte niyet edilerek bu orucu o günde tutabilmek mümkündür.

Bu yıl Ramazân Bayramının Salı gününe tevâfuk etmiş olması sebebiyle

resmî ve idari ilavelerle izin süresi en azından bazı iş kolları için uzamış

durumdadır. Bu izin günlerinin fazîleti pek çok olan bu aydaki 6 günlük

oruçla değerlendirilmesi de isabetli bir iş olacaktır.

Şevvâl Ayı orucunu ahkâmına uygun bir şekilde tutabilmek için lazım olan

mâlûmâta web sitemizde yer alan içeriklerden de erişebilirsiniz.



 

Üç aylar manevî ticaret bakımından çok bereketli, kazançlı

ve sevaplı bir mevsimdir. Bu mevsimde yapacağımız “mânevi”

çalışmalar, iç âlemimizde bambaşka ufuklar açar. Ancak, bu aylarda

kazanılan ruh disiplinini daha sonra da devam ettirmek gerekir.

Çünkü bir sonraki üç aylara erişebileceğimiz hususunda elimizde bir senet yoktur.

Her yıl uğrayıp manevî hayatımızı nurlarla ışıklandıran üç ayları gerilerde bırakırken,

Onun bizlere yaşattığı sonsuz hazları hiçbir zaman unutamayız. Kadir Gecesinde

ışıl ışıl yanan caddelerde akan nur selini nasıl hatırlarımızdan çıkarabiliriz?

İftar sofralarının feyzi yıl boyunca burnumuzda tütmez mi? Sahurların bereketini unutabilir miyiz?

O kudsî hatıraları elbette unutamayız. Özler, arar ve bekleriz.

Ramazân Ayı Bütün Yıla Tesir Etmeli

Ama tabiî ki kuru bekleyiş ve özleyişle yetinmeyiz. Üç aylarda ve bilhassa

Ramazan ayında kazandığımız manevî disiplini yıl boyunca da devam ettirmeye çalışırız.

Yine namaz kılarız, zaman zaman oruç tutarız, başkalarına yardım ederiz.

Malımızla, canımızla ve dilimizle Allah yolunda cihada koşarız. Nefsanî his

ve arzularımıza kulak vermeyiz. Huzur verici hatıralarını içimizde yaşattığımız

mübarek üç aylarda kazandığımız manevî havayı devam ettirmeye çalışırız.

Hayat sermayesinin durmaksızın elden çıktığını unutmayıp bir daha gelecek

nur ve huzur mevsimine ulaşıp ulaşamayacağımız ümit ve endişesini her

zaman canlı tutarak âhiret hazırlığına aynı şekilde devam ederiz.

Böylece, gelecek yılın o mübarek mevsimlerine yine aynı halet-i ruhiye ile ve

temiz vicdanla erişmeyi umarız. Bu ruh içinde hayatımız devamlı bir gelişmeye

ve ilerlemeye sahne olur. Allâh-u Te‘âlâ’nın rızasına erişme yolunda dâima ileri gideriz ve bu ilerleme, inşallah son nefese kadar devam eder.

Şevval Ayında 6 Gün Oruç Tutmak

Bir ay boyunca oruca alışmış olan Müslümanlar, şevval ayında da altı gün

oruç tutmaya büyük önem göstermiş, teravih gibi sıcak bir ilgiyle şevval ayı

orucunu sürdüre gelmişlerdir.  Resûl-i Ekrem (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz,

Şevval ayı orucunun bir sene oruç tutmuş gibi sevaba vesile olacağını duyurmuş,

bu yüzden de bir ay Ramazân-ı Şerîf orucu tutanlar, Şevval ayında da altı gün oruç

tutmakla bütün seneyi oruçlu geçirmiş olma sevabına nail olmak istemişlerdir.

مَنْ صَامَ رَمَضَانَ وَأَتْبَعَهُ سِتًّا مِنْ شَوَّالٍ كَانَ كَصِيَامِ الدَّهْرِ

رواه مسلم وأبو دود والترمذي والنسائي وابن ماجه

“Kim oruçla geçirdiği Ramazan ayından sonraki Şevvâl ayında altı gün oruç tutarsa,

bütün seneyi oruçla geçirmiş gibi olur.” (Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbni Mace)

Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) bunu şu sözüyle açıklamıştır:

مَنْ صَامَ سِتَّةَ أَيَّامٍ بَعْدَ الْفِطْرِ كَانَ تَمَامَ السَّنَةِ: مَنْ جَاءَ بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ عَشْرُ أَمْثَالِهَا رواه ابن ماجه

“Kim, Ramazan (orucunu tutar ve) bayramdan sonra altı gün oruç tutarsa,

onun tutmuş olduğu oruç, senenin tamamının orucu olmuş olur.

Her kim hayırlı bir iş ile gelirse (bir iyilik işlerse) kendisine onun (yapmış olduğu iyiliğin)

on misli sevap verilir.” (İbni Mâce, Sıyâm, 33)

Ayrıca altı günlük Şevval orucunun faydalarından birisi de,

Ramazan ayında tutulan farz oruçta meydana gelen kusur ve

noksanlıkları telâfi etmesidir. Öyle ki hiç bir oruçlu, orucuna aksi yönde

tesir eden kusur ve günah işlemiş olmaktan uzak değildir. (Bilindiği üzere)

kıyâmet günü farz ibâdetlerde meydana gelmiş kusur ve noksanlıklar, nâfile ibâdetlerle telâfi edilecektir.

Demek ki, bir aylık Ramazan orucundan sonra Şevvâl’de de altı gün oruç

tutarak orucunu otuz altıya çıkaran kimse, bütün seneyi oruçlu geçirmiş gibi sevap almaktadır.

Bütün Seneyi Oruçla Geçirmiş Gibi Sevap Almak

Âlimlerimiz, bütün seneyi oruçla geçirmiş gibi sevap almanın izahını şöyle yapmaktalar:

Ramazan ayı boyunca oruç tutan insan her orucuna on sevap almışsa yekûnu üç yüz eder.

Şevvâl ayında tuttuğu altı orucuna da onardan altmış sevap alınca,

eder üç yüz altmış. Yani bir sene.. Dolayısıyla hadîsi şerifin işaret ettiği sırra nâil olur.

Bütün seneyi oruçla geçirmiş gibi mânevî kazanç elde edebilir.

Aslında bu gibi mânevî konularda esas olan, o işi ihlâsla yapmak,

büyük bir gönül arzusu ile talip olmak mühimdir. Bâzen öyle oruçlar olur ki,

tutanın gönlünde beslediği derin ve sâfî ihlas yüzünden 360 gün değil,

belki 360 senelik nâfile oruç sevabını alabilir. İhlâs ile kim ne isterse Rabbimiz onu verebilir.

Biz de sâfi bir niyetle altı gün orucumuzu tutarsak, belki Rabbimiz bu niyetimize,

bu bağlılığımıza bütün seneyi oruçlu geçirmiş gibi sevaplar ihsan edebilir, hatâlarımızı affedebilir.

Şevval Ayında 6 Gün Oruç Arka Arkaya mı?

Bu orucun arka arkaya olması şart değildir. Şevvâl ayı içinde olması yeterlidir.

Bir de Ramazan içinde tutulamayan oruçlar varsa, önce o borç olanı tutmak da

makul ve meşru olur. Bir an önce borçtan kurtulmayı düşünmek elbette çok yerindedir.

Ancak borcu sonra da tutabilirim diye de düşünebilir. Bu bir tercih meselesidir.

Her ikisi de caizdir. Nitekim Büyük İslâm İlmihâli’nde şöyle bir ibare zikredilir:

“Üzerinde Ramazan-ı Şerif ayından kazaya kalmış oruç bulunan kimsenin,

nafile oruç tutması mekruh değildir. “ (Ömer Nasûhî Bilmen, Büyük İslâm İlmihâli,

Oruç Çeşitleri, sayfa: 356)

Yine Ömer Nasûhî Bilmen, Büyük İslâm İlmihâli’nde Şevval Orucu hakkında bizlere şu bilgileri vermektedir: 

 “Şevval ayında ayrı ayrı günlerde, haftada iki gün olmak üzere altı gün oruç tutmak müstehaptır.

Bununla birlikte arka arkaya altı gün oruç tutulmasında da, tercih edilen görüşe göre, bir sakınca yoktur

. Bazı âlimlere göre böyle arka arkaya tutulmasında kerahet vardır.


(Ömer Nasûhî Bilmen, a.g.e., sayfa: 356)








ŞEVVAL ORUCUNUN HÜKMÜ

Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: “

Herkim Ramazanı tutar ve peşi sıra buna Şevval’den de altı günü

eklerse senenin tamamını oruçlu geçirmiş gibi olur.”
[1] 

Bu hadis-i şerif ve yine bu ayda oruç tutulmasının fedailini ifade eden

bir takım hadisler[2] den hareketle Malikiler, Hanbeliler, Şafiilerin

cumhuru ve Hanefilerin müteahhirleri (sonra gelenleri) bu orucun sünnet

olduğuna kail olmuşlardır. İmam Ebu Hanife’den mekruh olduğuna yönelik

nakiller varsa da bu daha sonraki fakihler tarafından farklı manalara yorulmuştur.

Mesela Merğinani’ye göre Ebu Hanife’nin bu orucu mekruh sayması oruç tutan

kişinin tuttuğu bu orucu Ramazan gibi farz telakki etmesi durumundadır.

Bu durumda kişi bu hareketiyle Hristiyanlara benzemiş olacaktır. Ancak bu

mahzur bu gün itibarıyla artık kalmadığı için günümüzde Ebu Hanife adına böyle bir kerahetten bahsedilemez.

Kasani’ye göre İmam Ebu Hanife’nin bu orucu mekruh sayması işin içine bayram

gününün de dâhil edilmesi durumundadır. Eğer kişi bayram gününde oruç tutmayıp

Şevval’in sonraki günlerinde altı gün tutacak olursa bu mekruh sayılamayacaktır.[3]

[1] Müslim, Sıyam, No: 1164, Humeydi, Müsned, No: 380 ve başkaları farklı lafızlarla…

[2] Bu hadislerin bir kaçı için bkz. Beyhaki, Fedailu’l-Evkat,

Daru’l-kütübi’l-ilmiyye, Beyrut-Lübnan, s. 87

[3] el-Mevsuatu’l-Fıkhiyye, Daru’s-safve, 1993, B.I, XXVIII/92




Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.