Öne Çıkanlar Dış Politikamıza Hizmet Ediyor Kudüs Mitingine Siyonizme Yeter Artık Diyen Maduroyu Davet Etti Cuma Hutbesi 7.7.2017 Kabe İmamı Sudeysi Puan Durumu

Prof. Dr. Orhan Çeker : Sünnet Düşmanlığı İslam’ın Tahrif Edilmesine Yönelik Projedir





 

Prof. Dr. Orhan Çeker... Türkiye’nin önemli fıkıh alimlerinden biri. 

Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi olarak görev yapıyor.

Yozgat İmam Hatip Okulunu, 1976’da Konya Yüksek İslam Enstitüsü’nü bitirdi.

1980’de Bağdat Mustansıriye Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Arap Dili Enstitüsü’nü bitirdi.

1981’de ‘İslam Hukukunda Akitler’ adlı teziyle Konya Yüksek İslam Enstitüsü’ne fıkıh

öğretim üyesi oldu. Yüksek İslam enstitülerinin, ilahiyat fakültelerine dönüştürülmesinden

sonra adı geçen teziyle 1986’da doktor, 1988’de ‘İslam Hukukunda Çocuk’ adlı

baş çalışma kitabıyla doçent, 1996’da ‘Fıkıhta Hasta’ kitabıyla profesör oldu. 

İslam Hukukunda Akitler, İslam Hukukunda Çocuk, Fıkıh Dersleri I,

İslam Miras Hukuku, Fıkıhta Hasta, Fetvalarım, el-Muhtar’a ta’likat,

Hukuk-i Aile Kararnamesi, Arazi Kanunnamesi, Nafaka Kanunu

kitaplarını telif ve çeviri olarak yazıp yayınladı. İrili ufaklı 25 civarında

makale ve çoğunluğu Diyanet İslam Ansiklopedisi’nde olmak üzere 40

civarında madde yazdı. Çok sayıda konferans verdi ve konferanslarına devam ediyor. 

Soru sormaya bile gerek bırakmayan bir derya... Sünnet düşmanlığının

İslam’ın tahrif edilmesine yönelik bir proje olduğunu söyleyerek konuşmasına

başlayan hocamız herkesin cesaret edemeyeceği açık yüreklilikle

düşüncelerini dile getirdi. Keşke bütün hocalarımız kendisi gibi cesur olabilse...







 

- Son zamanlarda Peygamber Efendimiz’in sünnetine karşı ciddi taarruz var

- Sünnet düşmanlığı Kur'an’ın manasını bozmak için gündeme getiriliyor

- Din bozulsun diye alimleri devre dışı bırakıyorlar

- Kim alimlere düşmanlık yaparsa o İslam’ı yıkmaya adaydır

- Sahabenin sahiplenmesi neticesinde şeytan Kur’an’ın lafzını bozmaktan vazgeçmiştir

- Sünnet devrede olmadığı zaman dinimizin direği olan namaz bile ortadan kalkar

- Sünnet beni ilgilendirmez diyen kişi çok net hükümle dinden çıkar

- Peygamberimize Habibullah dememize bile kızanlar, hazmedemeyenler var

- Tevrat inişinden 900 sene, İncil 100 sene sonra, Kur’an daha ilk dakikada yazıya geçmiştir

Son zamanlarda Peygamber Efendimiz’in sünnetine karşı ciddi taarruz var.

 Tabi bu konunun bir perde gerisi ve varılmak istenen bir hedefi var.

Burada o hedefe işaret etmeye çalışacağım. Sünnet düşmanlığı

İslam’ın tahrif edilmesine yönelik bir projedir. Sünnetin reddi ve sünnete

düşmanlık, daha önceki ilahi dinlerde olduğu gibi İslam’ın da çığırından

çıkarılıp Allah’ın(cc) muradına ters bir din haline getirilebilmesi için kurulmuş

projenin en önemli basamağıdır. Kim sünnete düşmanlık yapıyorsa otomatik

olarak bu insan İslam’ı tahrif etmek isteyenlere askerlik yapıyor demektir.

Bunu altını çizmek gerekir. 

Hatta çok eskiden mezheplere karşı çıkışı biz anlayamamıştık.

Sadece bir alime karşı çıkılıyor gibi düşünmüştük. Sıra Sünnete gelince,

Kur’ ana gelince, tarihsel ve yerel olduğuna gelince baktık ki meğer mezhep

düşmanlığı da İslam’ı tahrif etmenin ilk basamağıymış. Kim bizim ulema

tabakasına düşmanlık yapıyorsa bilsin ki bu projeye asker olmaya niyetlenmiş demektir. 

DİN BOZULSUN DİYE ALİMLERİ DEVRE DIŞI BIRAKIYORLAR

İmam hatip yıllarımda bize bir vaaz yazdırmışlardı. Ezberleyip gidip camilerde

bu vaazı anlatacaktık. Orta 3’e giderken vaaza başlayacaktık yani. Kurban

Bayramı olduğu için Kevser Suresi üzerinde durduk. Kevser’in manaları

söylenirken bir tanesi de “Sana çok alemler verdik” şeklindedir. Ben o

zaman çocuk aklımla bunu anlayamamıştım. Sonradan anladım ki, gördüm ki

dini bozdurmayan şey bu alimler tabakasıymış. Onun için din bozulsun diye

alimleri devre dışı bırakıyorlar. Sen kendi aklınla Kur’an ile yüz yüze gel diye

telkinde bulunuyorlar. O Kuran’ın manasını netleştirmiş olan o kültür dışlanacak

ki yeni ve İslam’da olmayan bir mana yüklenebilsin Kur’an’a. Onun için söylüyorlarmış. 

BİR SES TINISINI BİLE 14 ASIRDIR KAYBETMEDEN NAKLETMİŞTİR

Hatta bizim zümre toplantıları sırasında birisi  çıkıp alimlere mezheplere çatıp durdu.

Ve arkasından dedim ki, bizim alimlere kötü demeyeceksin. Alimlerin kıymetini anlamak

için ben-i İsrail alimleriyle mukayese yapmamız lazım. Ben-i İsrail alimleri Tevrat’ı yok etmiş,

İncil ve Zebur ortada yok. Hatta Hz. İbrahim’in(as) sahifeleri de Ben-i İsrail’i indi sayıyor.

Çünkü ben-i İsrail Hz. Yakub’dan itibaren başlıyor. Büyük ihtimalle 10 sayfa vardı

ellerinde onu da yok ettiler. Ben-i İsrail alimleri 3 tane büyük kitap yok etti.

Bir de bizimkilere bakalım; Tecvidde revm nedir, ne anlama gelir. “Bir ses tınısıdır” diyorlar.

evet ses tınısıdır. Bizimkiler, kitabı, Kur’an’ı, sureyi geçtik ayeti, kelimeyi,

harfi, harekeyi geçtik bir harekenin bir parçası olan ses tınısını bile 14 asırdır

kaybetmeden nakletmiştir. İki alim farkını buradan görebiliriz. Dolayısıyla

sabah akşam bu alimlerine ellerini hatta haftada bir de bu alimlerin ayaklarını öpmek gerekir ki saygımızı belirtebilelim. 

KİM ALİMLERE DÜŞMANLIK YAPARSA O İSLAM’I YIKMAYA ADAYDIR

Gerçekten tecvidin her hükmü bizim için bir mucizedir. Yani bizim alimler

Kur’an’ın bir kelimesini zayi etmeyi bırakın Peygamberimiz okurken bir harfin

ne kadar çekmiş onu standarda bağlamışlar. Tabi ki bu derece Kuran’a sahip

çıkan Peygamberimizin sünnetine sahip çıkan, bozdurtmayan kesime dinin

bozulmasını isteyenler düşman olacaklardır. Öyleyse mezhep düşmanlığı salihlere,

müştehitlere olan düşmanlık bize Batıdan gelme nüşrektilerin bize üflediği projenin

ilk basamadığıdır. Ve kim alimlerimize bir düşmanlık yaparsa ben onu İslam’ı

yıkmaya aday olan bir kişi olarak görüyorum. 

MELEKLER ATEŞLE KARŞILIK VERDİ

Gelelim 3 büyük kitabı tahrif etmiş olan insana... Bu insanlar Kuran’ı da tahrif etmeyi

düşünmüş olamaz mı? Elbette düşünmüşlerdir. Kuran’ın tahrifine yönelik çalışmaları

ben şahsen 3 safhada görüyorum. 

Bunlardan birincisi; Peygamberimize gelmeden önceki safha. Cebrail Aleyhisselâm

almış getirirken o arada cin şeytanları faaliyettedir. ‘Bozalım’ diye uğraş vermişlerdir

. Bir kelimeyi çalmaya  çalıştıkları zaman koruyucu melekler ateşle onlara karşılık

veriyor ve kovuyorlar. Cin süresinin sonundaki ‘ğayp’ kelimesi bildiğimiz ‘gayb’

değil vahiy anlamındadır. Dolayısıyla vahiy gelirken önünden arkasından gözetleyicilerle gelmiştir.

Şeytanlar çalmasın bozmasın diye. Aynı zamanda ğaybın vahiy anlamına

 geldiği Yunus Suresi 20. ayetinde çok nettir. Okuyucularımız açıp bakarsa

göreceklerdir. Kısacası, Peygamber Efendimize gelmeden önce tahrif cinler

tarafından yapılıyordu ve melekler onları kovmuştur ve vahiy korunmuştur. 

KUR’AN-I KERİM İLK ANDA YAZIYA GEÇMİŞTİR

İkincisi; Peygamber Efendimizin hayatta olduğu  safhadır. Peygamber

Efendimiz vahiy gelir gelmez ilk yaptığı işi vahiy katiplerini çağırıp onları

yazdırmak olmuştur. Zabıt altına almıştır. Buna rağmen bozmaya çalışanlar olmuş mu?

Olmuş ama Peygamberimiz hayatta olduğu için hiç bir şey yapamamışlardır. Tevrat

benim bildiğim kadarıyla inişinden 900 sene sonra, İncil aşağı yukarı 100 sene

sonra yazıya geçmiştir. Kur’an daha ilk dakikada yazıya geçmiş ve sağlam tutulmuştur. 

ŞEYTAN MANA BOZMAKTAN ÜMİTLİDİR

Üçüncüsü; Peygamber Efendimiz'den sonra da cin artı insan şeytanları

Kuran’ı tahrif etmek için gayret göstermişlerdir. Sahabenin sahiplenmesi

neticesinde şeytan Kur’an’ın lafzını bozmaktan vazgeçmiştir. Yani şeytan,

lafzı tahrif yapamayız demiş. Ama ne yapabiliriz diye düşünmüş ve 'manasını

bozabiliriz' demiştir. İşte şeytan bundan ümitlidir. Şu anda da insan ve cin

şeytanları beraber manen tahrif için son derece gayret gösteriyorlar. İşte burada

manen bozdurtmayan unsur Efendimiz'in sünnetidir. Onu bozalım diye sünnete karşı çıkıyorlar. 

SÜNNETİ TERK ETMEKLE İSLAM’I BOZUYORLAR

Çünkü bir ayetin manasını bozmak istedikleri zaman karşısında 5-10 hadisi şerif

ve bir kaç uygulamalı sünnet çıkıyor. Bunu yapamazsın diyor, bu ayetin manası

budur diyor. İşte bu insanlar kendi nefislerinin hevasına göre ayete mana vermek için,

Allah’ın(cc) muradına aykırı mana vermek için kendilerinin karşısına dikilen

o sünnetin bertaraf edilmesini istiyorlar ki rahat olsun. Sünnet düşmanlığı

Kuran’ın manasını bozmak için gündemdedir. Ve İlginçtir, Kuran deyip duranlar

gerçek İslam diye konuşuyorlar. Halk ve geleneksellik İslam’ı bozmuştur gerçek

İslam’a dönüyoruz diyorlar. Halbuki sünneti terk etmekle İslam’ı kendileri bozuyorlar. Bunun farkında değiller. 

www.114haber.com

ŞEYTAN ONLARA AMELLERİNİ SÜSLÜ GÖSTERİYOR

E peki insan bu derece gayrete rağmen kanmış olabilir mi? Yaptığı iş kendisine

çok doğru gelebilir mi? Gelir... Çünkü şeytanın özelliklerinden bir tanesi şudur;

şeytan onlara amellerini süslü gösteriyor. Şeytan diyor ki; aferin bu senin yaptığın haktır.

Öbürleri batıldır, buna devam et diyor. O da bu batılı haktır diye yapıyor zaten.

Biz onların batılı hak görmeleri karşısında onların uyanmalarını istiyoruz.

Kur'an-ı Kerim'de birçok yerde; "İnsan hak işliyorum diye batılı işledi dolayısıyla

amellerinin tümden boşa çıkacak"der. Allah-u Teala, "kıyamet gününde de,

mahşer de onların amellerini tartacağımız bir mizan olmayacak" diyor.

Çünkü amelleri yok. Kehf süresi son sayfaya bakarsanız bu dediğim aynen böyle anlatılıyor. 

SÜNNET OLMAZSA NAMAZ BİLE ORTADAN KALKAR

Peki sünnet devrede olmadığı zaman ne olur? Dinimizin direği namazdır,

dinimizin direği bile ortadan kalkar. Namazı Kur’an’dan öğrenmiyoruz.

Namazın hiç bir şeyi Kur’an’da yoktur. Belli vakitlerde salat emredildi diye

ayet var. Salat bizim bildiğimiz namaz anlamına gelmeyebilir. Lügata bakarsanız

salat duadır, yalvarmadır. Belli vakitlerde salat size emredildi diyor. Önceki

peygamberlerden bahsederken kıyam, rükû ve secde kelimeleri geçiyor.

Başka bir şey geçmiyor. Öyleyse biz namazı nereden öğreniyoruz?

Efendimizin sünnetinden öğreniyoruz. Yoksa namaz diye bir gelenek

geliyordu da biz zaten onu biliyorduk diye bir şey yok. Mesele oruç

geleneği vardı. Sahabe o gelenekten dolayı orucu biliyordu. Ama salatın

ne olduğunu bilmiyorlardı. Onun için peygamberimiz “Ben salatı nasıl

yapıyorsam, nasıl gördüyseniz öyle yapın” diyor. Kur’an’daki ‘salat’

kelimesine bakarak siz şimdiki namaz anlamındaki şekle varamazsınız. Öyle bir şey yok. 

NAMAZ MI KILIYOR, GÖSTERİ Mİ YAPIYOR BELLİ DEĞİL

Bir ara fakültede odamda oturuyordum. Birisi geldi uydurma söz

anlamındaki hadis kelimesiyle ilgili Kur’an’daki ayetleri dizdi. “Bak

işte Kur’an’da hadis uydurma diyor, batıl söz gibi anlatıyor” dedi. Evvel

bir dinledim. Seccadeyi serdim sen bana bir namaz kılda göreyim dedim.

Önce bir çekindi falan sonra seccadenin başına geçti. Namaz mı kılıyor,

gösteri mi yapıyor, tiyatro mu, skeç mi, piyes mi belli olmayan bir hareket yaptı.

İşte “benim salatım bu” dedi. Ona bir nasihat ettim ve “Sen bu gavurluktan vazgeç

düzgün bir Müslüman ol” dedim. Öylece gönderdim. 

SÜNNET DÜŞMANLIĞI İSLAM’I BOZMAK MAKSATLIDIR

Sünnet düşmanları şunu adları gibi bilsinler ki sünnet olmadığı zaman namaz

bile ortadan kalkar. Sünnet düşmanlığı İslam’ı bozmak maksatlıdır. Bunu tekrar

tekrar söylememiz gerekiyor. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm’ın ciddi

sözlerini bir tarafa bırakalım, Sahabe onun şaka sözleriyle bile amel etmişlerdir.

Mesela Ebu Hureyre hadiste bir numaradır, meşhur sahabedir. Adı ne diye

sorsanız Müslümanlar bilmez. Adı Abdurrahman’dır. Peygamberimiz ona şakadan

Ebu Hureyre dedi diye ümmette ona Ebu Hureyre dedi ve öyle bilinir. Ebu

Hureyre ismi bize çok güzel fikir verir. Emirlerini falan bir tarafa bırakın şaka yapsa

bile sahabe ona amel ediyor. Bu şekilde olduktan sonra sen sünnet beni ilgilendirmez

dersen, çok net hükümle bu kişi dinden çıkarsın. Kendine göre bir din uydurur,

adı İslam’da olabilir, buna gerçek İslam’da diyebilir ama batıl birolur.

Biz ona Müslüman muamelesi yapamayız. 

ALGI YANILTICI BÜTÜN ŞEYLER ŞEYTANİDİR

Ben şahsen Peygamberimizin sünnetini reddeden bir insanın imam

olduğunu görsem bile ona uymam. Yanlışlıkla uyduysam da namazı iade ederim.

Bu işin şakası yok. Bir de diyorlar ki; Peygamberimize ittiba edilmesi gerekir dersek

Allah’a(CC) şirk koşmuş oluruz. Hucürat Suresi’nde bu açıkça belirtilmiştir.

Peygamberimize ittibayı sanki ona ibadet ediyormuş gibi, şirk koşuyormuş gibi takdim ediyorlar.

Bu tam şeytanca bir fikirdir. Şeytanın özelliklerinden biri algı yanıltması meydana getirmektir.

Algı yanıltıcı bütün şeyler şeytanidir. Hakkı batıl gibi, batılı da hak gibi gösteriyorsa algı

yapıyor demektir. Kuran’da bu şeytanın en bariz özelliklerinden biri olarak anlatılır. 

İSTEDİKLERİ KADAR KIZSINLAR...

Bir adam Müslüman kökenli de olsa sünneti reddediyor ve algı yanıltmasına gidiyorsa

aynı zamanda şeytanlık yapıyor demektir. Bakın bunlara Müslüman demedim burası

önemli, "Müslüman kökenli" dedim. Yapı olarak İslam toplumundan geliyor, Müslüman

kökünden geliyor sünneti reddetmeyle İslam’ın dışına çıkıyor. O maksatla Müslüman

kökenli diyorum bunlara. İstedikleri kadar kızsınlar biz bunu söylemeye devam edeceğiz. 

PEYGAMBERİMİZ ALLAH’IN(CC) BİZİ SEVMESİ İÇİN ARADA VASITADIR

Peygamberimize Habibullah dememize bile kızanlar, hazmedemeyenler var.

Bunu hazmedemeyen insan Peygamberimizi sevebilir mi? Mümkün değil.

Peygamberimizin Habibullah oluşu Ali İmran Suresinin 31. ayetinin gereğidir.

Peygamberimiz Allah’ın(CC) bizi sevmesi için arada vasıtadır. Allah bizi sevdiği

zaman biz Habibullah oluyorsak, bizi Habibullah hale getiren vasıtada

otomatikman Habibullah olur. Dolayısıyla peygamberimize Habibullah denmesi çok isabetlidir

. Ve ayetinde manasına uygundur. Adamlar bunu da hazmedemiyor. 




Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.