Öne Çıkanlar 2016 - 2017 İngilizce temel dini bilgiler 11.sınıf 1.dönem 1. yazılı soruları Türkiye Geneli Haftanın Hutbesi 24 Kasım 2017 yeni müfredat AKPde İstifa

Nisap Miktarı Mala Sahip Ergin Olmayan Kişi , Zekât Vermekle Yükümlü Müdür ?








 

Akıl hastası ve ergin olmayan kişinin, sahip olduğu mallardan 

zekat vermekle yükümlü olup olmayacağına dair ihtilaf edilmiştir

. Es-Serahsi (o.483) ve el-Kasani (o.587) ve daha birçok Hanefi

 Alimlerinin beyanına göre; akıl ve buluğ, zekatın vacip olmasının

şartlarındandır. Zira alimler, zekatın ibadet oluşu yönüne bakmışlar

ve ibadetlerdeki asıl gayenin mükellefin imtihan edilmesi olduğunu

söylemişlerdir. Akıl hastası ve ergin olmayan kişinin imtihana tabii

tutulamayacağının aşikar olduğu göz önüne alınarak ibadet olan zekat ile de

mükellef tutulmalarının söz konusu olmayacağını beyan etmişlerdir. Hz. Ali

ve İbn Abbas (Allah onlardan razı olsun); ergin olmayan kişiye namaz

vacip olmadığı müddetçe zekatın da vacip olmayacağını söylemişlerdir.

Hz. Ayşe validemiz ve İbn Ömer (Allah onlardan razı olsun) ise;

çocuk ve delilin malından zekat verilmesinin vacip olduğunu söylemişlerdir.

Şafii mezhebi de bu görüşü benimsemiştir. Şu kadar var ki; bu sorumluluk,

çocuğa veya deliye değil veliye ait olduğu için akıl hastasının iyileşmesi

mümkünse iyileşinceye kadar, çocuk da baliğ oluncaya kadar velileri,

onlara ait malların zekatını onların adına, mallarından ödemekle yükümlüdür.

Çocuk ve akıl hastasının malına zekat düşmez diyen Hanefi mezhebi,

cumhurdan farklı bir görüş tercih etmiştir. Bu acıdan Hanefi mezhebine

göre zekat verecek olan kişinin baliğ ve akıllı olma şartı aranır. İmam

Ebu Hanife (Allah(CC)  ona rahmet etsin); baliğ ve akıllı olmayanları,

toprak mahsüllerinden alınan zekat (oşur) dışında, zekatla mükellef tutmamıştır

. Onların mallarının zekatını veli ve vasileri de vermek zorunda değildir.

Hanefi mezhebi çocuk ve akıl hastasının malına zekat düşmez derken

dayandıkları delil; Ebu Davut, en-Nesai ve başkalarının sahih isnatla

rivayet etmiş olduğu şu hadis-i şeriftir:

عَنْ عَائِشَةَ عَنْ النَّبِِّ صَلَّ الَّلُ عَليَْهِ وَسَلََّ قَالَ رُفِعَ الْقَلَُ عَنْ ثلََثٍ عَنْ النَّائِِ حَتَّ يسَْتيَْقِظَ وَعَنْ

وْ يُفِيقَ الصَّغِيرِ حَتَّ يَكْبَُ وَعَنْ الْمَجْنُونِ حَتَّ يَعْقِلَ أ

Hz. Ayşe (Allah ondan razı olsun)’den, Peygamber Efendimiz (Sallallahu

Aleyhi ve Sellem)’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Ergenlik çağına

ulaşıncaya kadar çocuktan, uyanıncaya kadar uyuyandan ve akıllanıncaya

veya ayılıncaya kadar deliden kalem kaldırılmıştır.” Bu hadis-i şerifteki

“kalem kaldırılmıştır” cümlesi, yükümlülüğün olmamasından kinayedir. 

Bu hususta kıyas yani akli delil olarak şöyle denmiştir.

Başta el-Buhari olmak uzere birçok hadis-i şerif kaynağında mevcut olan

“İslam, 5 temel üzere bina edilmiştir; namazı dosdoğru kılmak, zekatı vermek …

” hadis-i şerifinde İslam’ın şartları sayılmış ve bu şartlarda ortak özellik hepsinin

akılbaliğ olan kişilere vacip olduğu, çocuk veya deliye ise vacip olmadığı hususudur.

Şu halde zekatın kıyas edilebileceğinin en iyisi namaz ve diğer ibadetlerdir.

İbadetler iki kısımdır.

1-Doğrudan maksut olan ibadetler.

2-Doğrudan maksut olmayıp maksuda vasıta olan ibadetler. 

Birinci kısım da niyet ibadetin sevabının şartı olduğu gibi sıhhatinin de şartıdır.

İkinci kısımda ise niyet, sadece sevap almanın şartıdır. Sıhhatinin şartı değildir.

Zekat, namaz gibi maksut ibadetlerdendir. Maksut ibadetler ise niyetsiz olmaz

. Farz olan bu tür ibadet niyet olmadan yerine getirilemez. Çocuk ve akıl

hastasının niyeti ise geçersizdir. Zira farza niyet edebilme ehliyetleri yoktur.

Zaten bu münasebetle ibadetler kendilerine vacip de değildir. Çünkü bu

konudaki ilahi hitaplar onları kapsamamaktadır. Niyetin yerine getirilmemesiyle 

nasıl namaz düşüyorsa, aynı şekilde zekatın da onlara vacip olmaması iktiza eder. 

Deli kişiler için iki durum söz konusudur.

Asli mecnun yani doğuşundan büluğ çağına kadar deli olarak yaşayan

ve büluğundan sonra deli olarak hayatına devam eden kişidir.
Arızi mecnun yani büluğ çağından sonra aklını yitiren kişidir. İmam

Muhammed (Allah ona rahmet etsin)‘e gore her iki kısım icin yani asli ve

arızi delilik için geçerli olmak üzere iki ayrı durumdan bahsedilebilir.

1. Sürekli olan deliliktir ki bu ceşit delinin malında zekatın vacip olmayacağına

dair Hanefi mezhebinde her hangi bir ihtilaf söz konusu değildir.

2. Tarii/sürekli olmayan deliliktir ki bazen aklı başına gelip bazen aklını

kaybeden kişidir. Bu ceşit delilik şer’an yok hükmünde kabul edilmiş

olduğundan böylesi bir kişi zekatla yükümlü tutulmuştur. Ancak arız olan

delilik bir tam yıl devam edecek olsa bu, asli delilik hükmünde olup malından zekat verilmesi gerekmez.

İmam Muhammed (Allah ona rahmet etsin)’in asli ve arızi icin kabul ettiği

bu iki durumu İmam Ebu Yusuf (Allah ona rahmet etsin), sadece arızi yani

buluğ cağından sonra doğan delilik için kabul etmiştir. Şu halde İmam Muhammed 

(Allah ona rahmet etsin)‘e göre ister arızı ister asli, İmam Ebu Yusuf

 (Allah ona rahmet etsin)’a göre arızi bir deli, senenin bir kısmını deli olarak,

diğer kısmını ayık olarak geçiriyorsa zekat vermesi gerekir mi? Esasen

bu kişiye zekatın vacip olup olmayacağına dair iki farklı rivayet vardır. 

Birincisi Nadiru’r-Rivaye olarak İmam Muhammed (Allah

ona rahmet etsin)’den gelen goruştur ki senenin az da olsa bir bölümünde aklı

başına gelmişse zekatının verilmesiyle yükümlüdür.

Bu aynı zamanda İbn Sema’a’nın, İmam Ebu Yusuf (Allah ona rahmet etsin)’tan

yaptığı rivayettir . Diğer rivayet yine İmam Ebu Yusuf (Allah ona rahmet etsin)’tan 

talebesi Hişam’ın yaptığı rivayettir ki; senenin çoğunu akıllı gecirirse zekat vacip olur.

Aksi halde zekatla yükümlü tutulmaz. Fetva birinci görüştür. Kişi uzun vadede

bir yeri peşin para mukabilinde kiralarsa mal sahibine vermiş olduğu peşin paranın

zekatını kim verecektir? Sözgelimi; beş yıllık kirasını peşin ödemiş olduğu dükkana 

yüksek meblağ olarak vermiş olduğu kira bedelinin zekatını kiracı mı yoksa kiralayan

mı verecek? Bu konuya dair Hanefi alimleri arasında ihtilaf vardır. Ebu  Bekir

Muhammed b. El-Fazl el-Buhari; kendi zamanında Buhara halkının adeti haline

gelmiş bu işlemin sonucunda peşin ödenen kira ücretinden zekat vermesi gereken

kişinin mal sahibi olduğunu söylemiştir.

Zira kira sozleşmesi feshedilmediği müddetçe para, kirayı alan mal sahibinin

mülküdür. Ali b. Muhammed el-Pezdevi ve es-Serheketi; mal sahibinin 

zekat odemesi gerektiği gibi kiralayan kişinin de zekat vermesinin gerektiğini

soylemişlerdir. Kadıhan, Serheketi’nin görüşünü tutarsız görmüş hatta her iki

tarafında zekat vermesini gerektirecek kuvvetli gerekçe olmadığını savunmuştur

. İbnu’l-Humam’ın Fethu’l-Kadir isimli eserinden anlaşılan sadece kiraya veren

kişinin vermesi gerekeceğidir. Kişi elindeki malın zekatını vermek istediğinde

bizzat malın kendisinden mi vermeli, yoksa değeri üzerinden de verebilir mi?

Bu hususta fakihler arasında ihtilaf vardır. Şöyle ki; Hanefi mezhebi ve İmam


Şafii’den (Allah (CC) ona rahmet etsin) bir kavle göre; tüccar, zekatını malın bizzat

kendisinden verebileceği gibi, değerini hesaplayıp değeri üzerinden bedel de verebilir.

Sözgelimi; bir kumaşcı, mağazasında bulunan mallarının zekatını

vermek istediğinde, zekat olarak bizzat kumaş verebileceği gibi,

kumaşların değeri uzerinden 1/40 zekat da verebilir. İmam Şafii’den 

(Allah ona rahmet etsin) bir diğer kavle gore; bizzat malın kendisinden

zekat vermelidir. Aksi halde kıymeti üzerinden zekat vermesi caiz değildir

. El-Muzeni, hocasının bu kavlini; “ticaret eşyasının zekatı bizzat kendindendir. 

Parsından değildir” diyerek teyit etmiştir. Ahmed b. Hanbel ve İmam Şafii’ye 

(Allah onlara hmet etsin)
nispet edilen bir ucuncu kavil olarak; zekat, ancak

eşyanın kıymeti uzerinden akit olarak verilmelidir.

Yani kişi malının zekatını mal olarak veremez.

Burada şoyle bir ihtiyat ve maslahattan bahsetmek iyi olacaktır.

Günümüzde fakirlerin hastane, giyim, kira, elektrik-su, yol vb. gibi çok

çeşitli ihtiyaçları vardır. Fakirler genel hallerde bu tür

ihtiyaçlarını karşılamak için nakit paraya ihtiyaç duyarlar. Ustelik zekatın

asıl hedeflerinden biri de fakiri kollamak, gözetmek ve ihtiyacını gidermektir.

Bu yüzden zengin, zekatını verirken şunu gözetmelidir; fakir eğer eşyanın bizzat

kendisine muhtaç ise ona eşyayı zekat olarak verebilir. Bu güzeldir. Fakat fakirin

ondan istifade edip edemeyeceğine bakmaksızın eşyayı zekat olarak ona vermesi,

her ne kadar sahih ise de hoş değildir.

Özellikle de zekat veren kişi o eşyanın yerine para vermek istemediği ve

eşyayı önemsiz gorduğu, hatta ondan kurtulmak istediği durumlarda zekatın

maslahatlarını bir daha gözden geçirip, Allah Teala’nın adeta fakirin ihtiyacını

karşılaması icin kendisine verdiği bu durumu güzel ve yerinde kullanması gerektiğini bilmelidir.




Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.