Öne Çıkanlar Kabe İmamı Sudeysi Dış Politikamıza Hizmet Ediyor Kudüs Mitingine Siyonizme Yeter Artık Diyen Maduroyu Davet Etti Cuma Hutbesi 7.7.2017 Puan Durumu

Müslümanın Ölümü ile Kafirin Ölümü Arasındaki Fark Nedir ?





"Sekr" kişi ile aklı arasına giren, aklı gideren bir hâl demektir ki,

aklı gideren sarhoş edici maddelere genel olarak "müskir" ya da "musekkir"

adı verilmektedir. Bu kelime gazap, aşk, elem, dalgınlık veya bir acıdan

ötürü gelen baygınlık için de kullanılmakta ve bu hâle de "sekr" denilmektedir ki,

buradaki kastımız budur. Yanl "sekr"in çoğulu olan "sekerat" ile, ölum anındaki ıstırap ve baygınlıklar kastedilmektedir burada.

Buna göre, Kur'anî bir terim olan "Sekeratü'l-Mevt" terimi "insanın ölumüne

delalet eden ölüm baygınlıgı" manasına gelir.

Hepimizin bildigi gibi ölüm, ruhun cesetten ayrılışıdır ki, ölümün sekeratı vardır.

Nitekim ayet-i kerimede ölümden kaçan insanlara bir gün mutlaka bu sekerat-ı

mevtin geleceği bildirilmiştir.(Kaf, 50/19)

Hz. Aişe validemizden rivayet edildiğine göre, Peygamberimiz (asm)'in

son hastalığında yanlarında bir kap içerisinde su vardı.

Rasulullah (asm) mübarek ellerini suya daldırıp yüzüne sürüyor ve şöyle diyordu:

“Allah'dan başka tanrı yoktur. Muhakkak ölümün sekeratı vardır."

sonra ellerini kaldırıp: "Refiku'l-A'la'da" diyor, ta ki ruhu kabzolunup

eli aşağıya düşünceye kadar.(Buhari, Rikak, 42) 

Yine muhaddislerin Hz. Aişe'den rivayet ettikleri diğer bir hadis-i serifte de

Rasulullah (asm) bu hastalığında, elini suya sokup yüzünü ıslattıktan sonra:

"Allahım, sekerat-ı mevtte (ölüm zahmeti ve baygınlığında) bana yardım et.

"(İbn Mace, Cenaiz, 64; Tirmizi, Cenaiz, 8) diye dua ediyordu.
Hz. Aişe validemiz diyor ki;

"Ben Hz. Peygamberin, vefatında çektiği ızdırabı gördükten sonra,

kolay ölmesinden dolayı kimseye gıpta etmem (imrenmem)"(Tirmizi, Cenaiz, 8) 

Diğer bir rivayette de Hz. Aişe:

"Rasulullah (asm), benim midemle boğaz çukurum arasında (göğsümde)

olduğu hâlde vefat etti. Rasulullah (asm)'den gördüğüm şeyden sonra,

ölümün şiddetini kimse için çirkin saymam." (Nesai, Cenaiz, 6) demiştir.

Ölüm anında meleklerin görünerek herkese makamını bildirmeleri

, sekerat-i mevt ve bu esnadaki durumlar dünyadakilerin muttali olamayacakları

gaybi hakikatlerdendir. Mu'minin, gaybi hakikatlere dair Allah(CC)  ve Rasülünün

verdiği her habere inanması zaruridir. Kesin haberle bildirilmiş olan bu durumlara her Müslümanın kesin olarak inanması gerekir. Aksi hâlde imanı tehlikeye düşer.

Şer'i nasslarda, dünyada yaşarken iyi hal üzere olanların, yani iman edip emir ve

yasaklara titizlikle riayet edenlerin ölumlerinin kolay olacağı ve ölüm meleğinin

onlara rifk ile (yumuşaklıkla) muamele edeceği, bunun zıddı bir yaşayışa sahip

olanların ise ölümlerinin şlddetli olacağı, ölüm meleğinin de hayatını küfür, isyan v

e kötülükler peşinde koşarak geçirmiş olan bu insanlara sert muamele edecegi bildirilmiştir.

Ancak bu, değişmez bir kaide değildir. Ölum anında Allah'ın sevgili kullarının acı çektiği,

Allah'a(CC) isyan ile ömür geçirmiş olanların ölümlerinin ise çok kolay olduğu da olur.

Nitekim Rasulullah (asm)'in, ölümü anında çektiği ızdırap şiddetli olmuştur.

Musa (As)'in, ruhu kabzolunduktan sonra Cenab-ı Hakk'ın kendisine

ölümü nasıl bulduğunu sorması üzerine verdiği cevapta:

"Nefsimi tavada kızartılan diri serçe gibi buldum,

ölmez ki istirahata kavuşsun, kurtulamaz ki uçsun."

demesi de ölümün Allah'ın(CC) sevgili kulları için de bazan

şiddetli olabileceğine delalet eder. Diğer bir rivayete göre Hz. Musa:

"Kasabın elinde derisi yüzülen koyun gibi." (bk. Hasan İdvi, Meşarik, Mısır, 1316, s. 15)  demistir.

Peygamberimiz (asm), az günah işleyenlerin ölümünün kolay olacağını haber verdiği ve

Kelime-i Tevhid getirmiş olanlara, yani mü'minlere ölümleri anında zillet ve korku

olmayacagını haber verdigi hâlde,(Münziri, et- Terğib ve’t-Terhib, 2/416-417)

ölümden sonraki hayatlarının en yüksek saadet derecesinde olacağını Kur'an'ın

haber verdiği bu büyük zevatın ölüm anındaki şiddetli ızdıraplarınnı sebebi nedir?

İslam alimleri, ölüm anında ızdırap çeken insanların ızdırap sebeplerinin farklı olduğunu

haber vermişlerdir.(bk. Hasan İdvi, a.g.e., 40) Buna göre, sekerat-ı mevtin şiddeti şu dört gayeden biri içindir:

1. Manevi derecesini daha çok yükseltmek istediklerine Allah(CC), ölümü anında ızdırap çektirir.

Peygamberlerin ve Allah'ın (CC)salih kullarının sekerat-ı mevtlerinin şiddetli olması bu sebepledir.

Onların ölüm anındaki ızdıraplara katlanmaları, Allah(CC) katındaki derecelerini daha fazla yükseltir.

Onun için de bu büyük zatların hiçbiri ölüm acılarından ötürü hoşnutsuzluk gostermemişler,

daima derecelerinin daha yüksek olması için Allah'a(CC) dua etmişlerdir.

2. Allah Teala, günahlarını affetmek istediği mü'min kullarının günahlarına kefaret

olsun diye sekerat-ı mevtlerini şiddetli eyler. Mü'min, dünya hayatında iken

çektiği her acı ve ıstıraba, hatta ayağına batan bir dikenin acısına bile karşılık

alacağı ve bu ıstıraplara karşılık olarak bir günahının affolunacağı, günahı yoksa

bir sevap yazılacağı için, onun ölüm anında çektiği ıstırap ve acıları da karşılıksız

kalmayacaktır. Bu hakikati kavramış olan Hz. Ömer (v. 23/643) şöyle diyordu:

"Mü'minin üzerinde günahlarından hayatta iken -iyi amelleri ve tövbesiyle silinmemiş-

bir şey kalacak olursa, Allah(CC) ona sekerat-ı mevti şiddetli kılar.

Böylece ruhu cennete ulaşır.

Kâfir de dünyada iyi bir iş yapmışsa, onun karşılığı olmak üzere,

Allah(CC) ona ölümü kolaylaştırır ve yaptığı iyiliğin karşılığını dünyada almış olarak onu cehenneme atar."

Kâfirlerden kolay bir şekilde ölenler varsa onlara imrenmemeli, asıl ölümden

sonraki hayatı huzur içinde olacak olanlara imrenmeli. Çünkü kâfirin göreceği

mukafatın tamamı dünyada, mü'mininki ise hem dün­yada hem de ahirettedir.

Allah Teala biz Müslümanlara kâfirlerin dünyadaki bolluk ve refahlarına hayret

etmememizi, imrenmememizi emretmiştir.(Tevbe, 9/55) Biz onlardan ölümü kolay

olanlara da imrenmeyiz ki, zaten bu pek nadir olur. Genellikle azapları ölüm

anından itibaren başlar. Melekler onların ruhlarını alırken onlara azap ederler. İ

leride açıklanacağı üzere bu, onların azaplarının baslangıcıdır.

Ölüm anındaki acı ve ıstırapların, mu'minin günahına kefaret olacağını

kavramış olan Ömer b. Abdulaziz (v. 101/720) de şöyle diyor:

"Bana ölüm sekeratının kolaylaştırılmasını istemem, arzu etmem.

Çünkü o, mü'minin günahlarını örten ve derecesini yükselten son kefarettir."(İbn Hacer, Fetfu’l-bari, 11/365) 

Mü'minin ölümü anında çektiği acı ve ıstıraplar günahlarına kefaret olmakla beraber,

onun melekler tarafından müjdelenişi ve meleklerin onu Allah'a(CC) kavuşma sevincine

garkederek rifk ile muamele edişleri; mü'minin de Rabbına kavuşma sevinci içinde oluşu,

sanki hiçbir şey duymamışcasına kendisine ölüm acılarını kolaylaştırır.

Bu dünyada bile böyledir. İnsan, çok büyük zorluklara katlanarak yaptığı bir

işin karşılığını alınca, çektiği sıkıntıları hemen unutur, hiç çekmemiş gibi olur.

3. Sekerat-ı mevti şiddetli olanlardan bir kısmı da, baştan başa bir imtihan olan

dünya hayatlarının sonunda bir kez daha denenir ve son imtihana tabi tutulurlar.

Yani bunların elem ve ıstıraplarının gayesi de denemek ve tecrübe etmektir.

Tabii neticede de ona göre karşılıklarını alırlar.

4. Ebedi cezanın başIangıcı olarak ölüm sekeratı şiddetli olanlar da vardır ki bunlar,

dünya hayatlarında iman etme şerefine erişemeyip, hep kötülük peşinde koşan kâfir

ve zalimlerdir. Bunların hali Kur'an-ı Kerim'de şöyle anlatılmaktadır:

"Ölüm sarhoşluğu ve şiddetleri içinde meleklerin de ellerini uzatarak kendilerine

(zalimlere): 'Haydi, canlarınızı kurtarın! Allah'a karşı hak olmayanı söylemiş olduğunuz

ve Allah'ın(CC) ayetlerinden büyüklenerek uzaklaşmış bulunduğunuz içindir ki, bugün

hakaret azabıyla cezalandırılacaksınız.' dediklerinde sen o zalimleri bir görsen."(En'âm, 6/93)

Bu ayet-i kerime, kâfir ve zalim olanların ölürken azap göreceklerini beyan etmektedir.

Âyette bildirilen, me­leklerin ellerini uzatmalarından kasıt döğmeleridir ki, bu dövme,

Bedir Gazvesi'ne katılan müşrikler hakkında inmiş olup, hükmü umum kâfirleri

kapsayan şu ayet-i kerimede açıkca ifade edilmiştir:

"(Ya Muhammed!) Meleklerin, o kâfirlerin yüzlerine ve sırtlarına vura vura ve:

'Tadın cehennem azabını!..' diyerek, canlarını alırken bir gözlerinle görseydin."(Enfal, 8/50)

Müfessirler, bu ayetteki dövmekten maksadın azap etmek olduğunu söylemişlerdir.

Bu dövme şeklindeki azap, onların ruhları cesetlerinden çıkancaya kadar sürer.

"Haydi canlarınızı kurtarın"dan murat ise sudur: Kâfiri ölümü anında melekler azapla,

nekal (felaket ve ceza) ile, aglal (kelepçe ve susuzluk) ile, selasil (zincirler) ile,

cehennem ve kaynar su ile ve Allah'ın gazabı ile müjdelerler. O zaman ruhu

cesedinde parçalara ayrılır ve cesetten çıkmaktan çekinir. İste o zaman rnelekler o

kâfirlere. ruhları cesetlerinden çıkıncaya dek: "Haydi canlarınızı kurtarın!" diyerek vururlar.

Yani ruhlarınızı cesetlerinizden çıkarın, derler. Ve dünyada Allah'ı yalanladığınız, onun

âyetlerine uymaktan ve Rasullerine boyun eğmekten kibirlendiğiniz içln bugün hakaret

azabıyla cezalandırılacaksınız, derler. Böylece onların şiddetli sıkıntıları kat kat artar,

tıpkı suyun, suda bogulanı kapladığı gibi, onları da korkular ve dayaklar kaplar...



Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.