Öne Çıkanlar 2016 - 2017 İngilizce temel dini bilgiler 11.sınıf 1.dönem 1. yazılı soruları Türkiye Geneli Haftanın Hutbesi 24 Kasım 2017 yeni müfredat AKPde İstifa

Millet , İslam Birliği İstiyor









 



Birleşik Karalık’ın (İngiltere) referandum kararıyla Avrupa Birliği

(AB)’den ayrılması sonrası Türkiye’nin de AB ile olan müzakere

sürecini sonlandırabileceği konuşuluyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın

“Bizde AB sürecini referanduma sunabiliriz” açıklaması sonrası 

MAK Danışmanlık Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Kulat,

kamuoyu araştırması yaptı. 2 bin 700 kişi ile yapılan araştırma sonucuna göre

“Türkiye AB ile müzakereleri bitirmelidir” diyenlerin oranı yüzde 68.

Türkiye’nin İslam ülkeleri ile birlik kurmasını isteyenler oranı ise yüzde 58 olarak çıktı.  

TÜRKİYE’NİN YÜZDE 68’İ AB’YE KARŞI 

İngiltere’nin AB’den ayrılmasının hemen sonrasında yapılan araştırma

sonuçları çok çarpıcı bilgiler içeriyor. 2 günde 2 bin 700 kişi telefon ile

yapılan araştırmada sorulara verilen yanıtlar Türkiye’nin AB yol

haritasını ortaya koyuyor. “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın

ifade ettikleri gibi Türkiye’nin yaklaşık 40 yıldır kapısında beklediği

Avrupa Birliği ile devam eden müzakere sürecinin devam ettirilip

ettirilmemesi konusunda bir referandum yapılmış olsa oyunuz ne olur?”

sorusuna vatandaşların yüzde 68’i “hayır” dedi. “Türkiye müzakerelere

devam etmelidir” diyenler ise 23 olarak çıkarken, kararsızların oranı ise yüzde 9 olarak ankete yansıdı. 

AB’YE GÜVEN DUYULMUYOR 

Araştırmada AB’nin samimi olup olmadığı da ölçüldü. “AB, Türkiye’yi

almak konusunda samimi? Değil mi?” sorusuna ise yüzde 82 “Samimi değil” dedi.

Yüzde 6’lık kesim bu soruya görüş bildirmezken, “Samimidir” diyenlerin oranı

yüzde 12. Çıkan sonuçlara göre Türk vatandaşların AB’ye olan güveninin çok az olduğu görüldü. 

TÜRKİYE İSLAM ÜLKELERİ İLE BİRLİK KURMALI

Türkiye’nin AB içerisinde değil de farklı birlikler içerisinde olmasını isteyenler

tercihini İslam birliğinden yana kullandı. “Türkiye nasıl bir birlik içerisinde olmalıdır”

sorusuna, “Türkiye İslam ülkeleri ile birlik kurmalı” diyenler yüzde 58,

“Türkiye AB’ye girme ısrarını sürdürmeli” diyenler yüzde 14, “Türkiye

Rusya’nın içinde olduğu bir birliğe girmeli” diyenler yüzde 8 olarak

sonuçlara yansıdı. Kararsızların ve diğer seçenekleri seçenler ise yüzde 20. 







Kanal A Genel Yayın Yönetmeni Alper Tan, Katar gündemli

“Körfez krizi” üzerinden sürdürülmeye çalışılan algı politikasını değerlendirerek medyanın,

dış haberler konusunda çok zayıf ve güvensiz olduğunu açıkladı. İşte Tan'ın o analizi:




 

Katar gündemli “Körfez krizi” üzerinden uluslararası algı ve

yönlendirme gayretleri devam ediyor. Bu konu Batılı ülkelerin

çıkarları veya beklentileri yönünde kullanılmaya çalışılıyor.

Medyamızın büyük çoğunluğu, destekledikleri siyasetçilerin

açıklamalarını manşetten vermeyi gazetecilik saydıkları için

duydukları veya gördükleri haberlerin altına-üstüne, önüne-arkasına

bakmadan “o anki” münasipliğine bakarak hemen yayınlıyorlar. Ne yazık ki durum bu.

Medyamız, dış haberler konusunda çok zayıf ve güvensiz.

Dış müdahalelere ve yönlendirmelere çok açık.. Dış müdahalelere

karşı Devletin refleksleri çok iyileşti ama aynı konuda medyamızda

eski alışkanlıklar gücünü koruyor..

Çok acı ki medyamız, hadiselere Batının bakış açısıyla bakıp,

Batının değerleriyle anlam yüklüyor. Ve yine ne acı ki medyamız hala

savaşların resmi ordularla ve kılıç-kalkanla yapıldığını zannediyor.

Ortada resmi ordularla ve kılıç-kalkanla yapılan bir savaş göremediği için de

Suriye’de bir “iç savaş” yaşandığını, 70 devletin Suriye’de “IŞİD’le mücadele

etmek” için koalisyon oluşturduğunu, ABD ve Avrupa ordularının Afganistan

ve Irak’a “kitle imha silahlarını yok etmek” ve “küresel terör örgütleriyle mücadele için” gittiğini düşünüyor.

Tabi bakış açısı bu olunca Filistin meselesini BM’nin, Suriye “iç savaşı”nı

da NATO’nun çözmesi bekleniyor.

Ak Parti iktidarı döneminde Ankara’nın değiştiğini ve YENİ TÜRKİYE’nin

kurulduğunu savunan medyamız, Türkiye gibi İran ve Suudi Arabistan’ın da

değişebileceğini ve hatta bu değişimin sancılarının yaşanıyor

olduğunu veya olabileceğini zinhar düşünmüyor.

Bu ülkelerle ilgili haberler yorumlanırken sürekli olarak

“Humeyni’nin 1979’daki İran’ı” ve “Abdülaziz Bin Abdurrahman El Suud’un

1920’li, 1930’lu yıllardaki İngiltere yanlısı Suudi Arabistan Krallığı”

algısı üzerinden gidiliyor. Halbuki bu mantığa göre bizim de

1923’ün Ankarası olarak hareket etmemiz gerekirdi.

Bu ülkelerde epeydir bir değişim ve dönüşüm mücadelesi var.

Bugünlerde Tahran’da, İran Devrim Muhafızlarının desteklediği

Haşdi Şabi’nin, aslında “Ümmet Birliğine giden yolu tıkamak için” peydahlanmış

örgüt olduğuna dair ciddi tartışmalar yaşanıyor. Hem Haşdi Şabi hem de

arkasındaki Devrim Muhafızları’nın “tabu” haline gelen “sorgulanamazlığı..

” Bu tartışmalar, İran devletinin içinde yaşanıyor.

İran Devrim Muhafızları’na güven hızla azalıyor ve devlet güvenliğinin,

siyasetinin ve ekonomisinin bu kurumun tekelinde olması açıkça eleştiriliyor artık.

Görünen o ki İran’da devlet içinde reformu ve Ümmet birliğini savunanlar

giderek daha fazla kuvvet ve taraftar buluyor. Ancak bu dönüşümün kolay

olmayacağı da görünüyor. Kısacası Ak Parti döneminde 2006’dan bu yana

Türkiye’de yaşanan “devlette değişim” sancıları şu sıralar Tahran’da

yaşanıyor. Medyamızın bu durumu bilmesi gerekir. İran’dan gelen haberlerin

ise bu kanatlardan hangisinin görüşünü temsil ettiğini irdelemesi icab eder.

Benzer bir durumun Kral Abdullah’ın son yıllarında Suudi Sarayı’nda da

olduğunu bilmem hatırlatmaya gerek var mı? Bu ülkeler başta olmak üzere

İslam ülkelerinin neredeyse tamamında bir “değişim” ve “dönüşüm”

mücadelesi yaşanıyor. Bu devletleri arka planda kurulan “vesayet” eliyle

yönetmekte olan Batılı devletler ise bu değişimi engellemeye çalışıyorlar.

Bu durumu “Arap Baharı” sürecinde açıkça yaşayarak da öğrendik.

Medyamızda Türkiye ile Suudi Arabistan ve bazı Körfez ülkelerini gözden

düşürme kumpanyası başladı. Son 15 senedir Türkiye’yi hedef alan finans

saldırıları ve ekonomik savaşlar, bu ülkelerden gelen sıcak paralarla "teğet geçti."

Eğer bu ülkeler Türkiye'ye olan finans desteklerini keserlerse ülkemiz finans

saldırılarını eskisi kadar rahat atlatamayabilir. Türkiye düşmanlarının

tuzaklarına dikkat edelim. Prens Muhammed Bin Selman muhtemelen bir

süre sonra babasının tahttan feragati ile genç yaşta kral olacak.

Bu genç adamla ilgili yalan-yanlış bir sürü iftira ve tezviratla kirli bir

medya kampanyası sürdürülüyor. Bu, müstakbel kral ile Türkiye’nin

arasını açma çabasından kaynaklanıyor. Muhammed Bin Selman’ın

Amerikancı olduğunu savundular, saçmaladıkları birkaç gün içinde

patlayınca şimdi ağız değiştirip bu defa da onun,

“İsrail dostu” olduğunu anlatmaya çalışıyorlar.

Kral Selman’ın, oğlu Muhammed’i veliahtlığa getirdiğini açıklamasından sonra, 

“İsrail’in, içlerinde F-16, F-15CD ve F-16CD savaş uçakları,

iki Gulfstream tipi uçak,

iki tanker uçağı ve elektronik savaş için tasarlanmış iki özel C130 uçağını

Suudi Arabistan’a gönderdiği” i
ddia edildi. Bu haber ilk olarak İran yayın

kuruluşu Fars News’ta, 22 Haziran’da saat 03:44’te yayınlandı. Arkasından

aynı haberi, İsrail’den The Times Of Israil yayın kuruluşu aynı gün 5:41’de tekrarladı. B

izim medya ise bu haberi 27-28 Haziran’da keşfetti(!) ve sahiplendi.

Türkiye’de ne yazık ki sistematik biçimde yapılan haberlerle birileri bize,

Müslümanlar bir araya gelemezler,

İslam Birliği bir hayalden ibaret,”

“Boşa umutlanmayın,”

“Türkiye’nin yönü Batı olmalı,”

“ABD,FETÖ ve PKK’yı desteklese de,”

“AB bizi adam yerine koymasa da,”

AB bizim hedefimiz,” ABD dostumuz,”

NATO ise kurtarıcımızdır” mesajını milletin bilinçaltına işlemeye çalışıyor.

İslam milletleri olarak bu oyunu bozacağız, bu tuzaklara gelmeyeceğiz.

Alper TAN

Kanal A




Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.