Öne Çıkanlar en güzel aşure Aşure aşurenin süslenmesi Aşure Nasıl Yapılır ? yılbaşı bileti

Kur'an-ı Kerimin Anlaşılması İle İlgili Yaklaşımlar








Hayat kitabımız Kur’an, hem lafız, hem de manadan meydana gelir.

Anlaşılıp içindekileri ile amel edilsin diye gönderilmiştir. Yüce Allah(cc) 

“Biz, Kur’an’dan öyle bir şey indiriyoruz ki o, mü’minler için şifa ve rahmettir;

zalimlerin ise yalnızca ziyanını artırır” (İsra:17/82) buyurmuştur.

Bu ayete göre Kur’an, şâfi olarak; bizim iman, amel ve ahlakla ilgili

hastalıklardan kurtulmamızı sağlar. Kalplerden cahillik perdesini kaldırır,

Allah’ın(cc) varlığı ve birliği konusunda şüpheleri giderir. Buna rağmen hastanın

ilaçtan faydalanmak istemeyişi onun hastalığını artırdığı gibi,

zalimin Kur’an’dan uzak durması da onun hüsranını artırır.


Kur’an’ın şifa olması, onun anlaşılmasına bağlıdır.

Fakat bugün Kur’an, dünyada en çok okunan ama en az

anlaşılan bir kitaptır. Neden bu hale düşürüldüğünün arkasında,

Kur’an’ın anlaşılmasıyla ilgili yaklaşımlar söz konusudur.

Bu yaklaşımları tanırsak konu daha iyi anlaşılmış olur.


Gelenekçi elitin Kur’an yaklaşımına göre; onunla ilgili söylenmesi gerekenler söylenmiştir.

Deve dişi gibi âlimler bu konuda diyeceklerini demişlerdir. Bize düşen,

bu âlimlerimizin dediğini anlamaktır. Yani Kur’an’ı en iyi anlayan âlimleri anlarsak,

Kur’an’ı anlamış oluruz.  


Tutucu grup diyebileceğimiz bu anlayış, “Katolik” bir anlayıştır.

Katoliklere göre kutsal kitabı sadece ruhbanlar anlar.  Katolik din adamlarının,

halka "Siz kutsal kitabı anlayamazsınız. Onun için İncil’i okumayın.

Onu ancak rahipler anlar. Siz rahiplerin sesine kulak verin" dedikleri gibi,

müslüman halka "Siz Kur'an'ı anlayamazsınız, bu konuda âlimlerimize kulak verin” diyen

bu gelenekçi elit anlayış; “Papaz gibi bir imam, İncil gibi bir Kur’an ve Hıristiyanlık

gibi bir İslam” üretmeye kalkışan, tekelci bir anlayıştır.


 Bunlara “Kur’an’dan alıp ilhamı, asrın idrakine sunmalıyız İslam’ı” dediğinizde

“Biz kim, Kur’an’ı anlamak kim?” diyerek hemen karşı çıkarlar. Bununla da

yetinmeyip sizi “İslam’ı içten yıkmaya çalışan dış ajanlardır bunlar” diye yaftalarlar.

Günümüzün ilmî, sosyal, teknolojik ve ekonomik gelişmişliğine uygun olarak

yeni yorumlar getirdiğiniz zaman sizin yiyeceğiniz damga budur.


 Hâlbuki her âlim ve müctehid, bulunduğu toprağın ürünüdür. Kendini çevreleyen sosyal,

ekonomik, siyasî ve ilmî dokunun etkisi altında fikir üretir. Bu doku değişip geliştikçe,

üretilen fikirler de gelişir ve değişir. “Zarûrât-ı diniye” dediğimiz İslam’ın sabiteleri

kıyamete kadar bakidir fakat değişime elverişli ictihadî konular zaman ve zemine göre değişebilir.

Onun için mecelle kaidesi olarak “Ezmanın tağayyüru ile ahkâmın teğayyüru

inkâr olunamaz/zamanın değişmesi ile hükümler değişir” denmiştir. Bize

düşen geçmişi günümüze taşırken, bize hitap edenleri ve ihtiyaçlarımıza

cevap verenlerini alırız. O günün toplumunun sorunlarını, o günün şartlarında

çözen fakat günümüz toplumuna dar gelen konuları kendi devrine bırakırız.

Pirincini alır, taşını ayıklarız. Bu günün problemlerini en iyi bilenler, günümüzün

yaşayan âlimleridir. Onlar, makul yaklaşımlarla -ilhamlarını Kur’an’dan alarak- yeni

yorum ve çözüm önerileri ile meselelere neşter vururlar. İleriki dönemlere

bugünün âlimlerinin yorumları da yeterli olmayıp dar gelebilir. O günün

problemlerine de o günün âlim ve müctehidleri -ilhamlarını Kur’an’dan alarak

- çözüm üretirler. Bu durum kıyamete kadar böyle devam eder. Çünkü

Kur’an-ı Kerim, son ilahi kitaptır, kıyamete kadar hükmü bakidir.

Çağlar üstü fakat her çağın problemlerine projeksiyon tutan bir kitaptır.  






 Siz kalkar da “Kur’an’la ilgili söylenenler söylenmiş, bize düşen o

söylenenleri anlamaktır” derseniz Kur’an’ı tarihin derinliklerine gömmüş

olursunuz. Dinamik olan bu yüce kitabı, statikleştirirsiniz. “Hayat kitabı”

olmaktan çıkarıp, amelî işlevini yitirmiş bir mezarlık ve dua kitabı haline

getirmiş olursunuz. “Dirileri uyarmak için” (Yasin:36/70) indirilmiş olan bu

ilahi mesajı, mevta kitabı haline dönüştürürsünüz. Dolayısıyla hayattan

kopardığınız bu kitap üzerinden geçinip sömürerek semiren hatim sektörü

oluşturursunuz. Bu sektör de, “ölüler için taze okunmuş hatimler ve taze

Yasinlerle” piyasada yer edinir. Milli şairimiz Mehmet Âkif Ersoy istediği kadar

“İnmemiştir Kur’an şunu hele bilin! Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için” diye yıllar önce haykıra dursun.  


 Elitlerin bir kısmı da devralınan kültüre eleştirel yaklaşırlar. “Allah(cc)

kendilerinden razı olsun geçmiş ulema, üzerine düşeni yapmış,

Kur’an’dan ilhamını alarak asrın idrakine İslam’ı sunmuştur. Biz

onların günümüze hitap edenlerini alır, hitap etmeyenlerini bırakırız.

Bu günün problemlerini, bugünün âlimleri çözer” diyerek orta yolda bir

yaklaşım ortaya korlar. Fakat bugüne kadar gelenekçi-tutucu elitlerin

daha çok sesi çıkmıştı. Fakat bu gurubun da sesi kendini duyurmaya başlamıştır.


 Elitlerden üçüncü bir yaklaşım daha vardır ki şöyle derler: “Evet doğru

söylüyorsunuz da şimdi bunun zamanı değil. ‘Geçmiş âlimleri, şu şu

konuda isabet etmemişlerdir’ diye eleştirirsek müslümanların mehabeti gider.

Herkes vuruyor, bir de biz vurmayalım” diyerek bir bakıyorsunuz gelenekçilerden

yana gözüküyor, bir de bakıyorsunuz eleştirel yaklaşanların yanında yer alıyorlar.

(Geniş bilgi için bak: Prof. Dr. M.Said Şimşek, Günümüz Tefsir Problemleri, s.46-51; baskı, Kitap Dünyası)


 Avamın Kur’an yaklaşımına gelince; bu yaklaşımda Kur’an’ın içeriğinden çok

www.114haber.com

, onun şekli ön plana çıkmıştır. Kur’an’ın basıldığı kâğıdın kalite ve rengi,

kapağı yazıldığı hat, renklendirmeler, süslemeler daha bir önem kazanmıştır.

Mananın yerini, onun ahenkle okunması almıştır. Kulağa hoş gelen

musikisi, içeriği anlamaya gerek göstermemiştir. Onu okuyup anladıktan

sonra hayatımıza tatbik etme yerine, sadece sevap kazanma nesnesine

dönüştürülmüştür. Yaldızlı kaplarda muhafaza etmek, kitaplığımızın en

üstünde yer vermek, göbekten aşağıda tutmamak, lafzını okuduktan sonra

üç kere öpüp yerine koymak, ölülerimizin ilk perşembesinde, kırkında,

elli ikinci gecesinde, yıl dönümünde okumak, ramazanlarda hatim

siparişleri vermek ve kandil gecelerinde okunan mevlitlerin arasına

garnitür olarak serpiştirmek suretiyle, avam kendini Kur’an’a karşı en büyük vazifeyi yapmış sayar.

Elbette Yüce kitabımız en güzel kâğıtlara ve yaldızlı harflerle yazılsın,

gereken saygı ve hürmet gösterilsin, öpülüp baş tacı edilsin. Kur’an,

bunların en güzeline layıktır. Buna bir itirazımız olamaz. Fakat bununla

yetinir, şekli bazı uygulamalarla Kur’an’a karşı vazifemizi yaptığımıza

inanır ve onu anlamayı bir tarafa bırakırsak bu, Kur’an’a karşı en büyük saygısızlıktır.  

Bunun gerisinde “Kur’an’ı avam anlayamaz” diyen tutucu gelenekçilerin büyük payı vardır.


Öyleyse, ya “Kur’an-ı Kerim hakkında söylenenler söylenmiş, biz onu

anlayamayız, geçmiş âlimlerin yorumlarını anlayabilsek o bize yeter”

diyerek kıyamete kadar hükmü geçerli olan bu hayat kitabını -tarihselcilerin

yaptığı gibi- belli bir asra hapsederiz. Ya da ondan sadece sevap devşirme

yoluna giderek, belli günlerde lafzına/musikisine müracaat edip o günlere mistik bir hava vermesini sağlarız.

Yahut da, “Kim ne derse desin Kur’an, ortaya çıkan her olay için bize yeniden

nazil oluyor gibi hayat veriyor. Kararlarımda ve ortaya koyacağım projelerimde

‘Allah(CC)  ne derin’ hesabını yapabilmem için Kur’an’ı anlamam gerekir. Rasulullah’ın

(sav) veda hutbesinde verdiği “Size bıraktığım Allah’ın (CC) Kitab’ı

ve benim sünnetime tutunursanız sapıtmazsınız”

talimatına uymam ve “Aranızda anlaşmazlığa düştüğünüz zaman

Allah’ın (CC)  Kitabına ve Rasulüne müracaat edin” (Nisa:4/59) buyruğunu

yerine getirmem için Kur’an’ı anlamam lazımdır” deriz.

Dağdaki çobandan üniversite hocasına kadar her kesime hitap eden

bu Yüce Kitabı, -kapasitemiz ve alt yapımız ölçüsünde- anladığımızı anlar,

anlamadıklarımızı da tefsirlere bakarak, ya da “Bilmiyorsanız şeriat ehli âlime sorun”

(Enbiya:21/7) ayeti gereği, o konuda ilim sahiplerine sorarak anlamaya çalışırız.

Gerisi lâf-ı güzaf.



Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.