Öne Çıkanlar Yapılacak İbadetler Okunacak Dualar 13 Mart 2016 YGS Soru ve Cevapları A101 ! 8 Aralık 2016 Perşembe ufka yolculuk bilgi yarışması cevap anahtarı 2017

Kur'an-ı Kerimi Para Karşılığı Okuyan ve Okutan Kafir Mi Olur ?






Din İşleri Yüksek Kurulu, toplumda bir adet haline dönüşen

"okutulan Kur'an-ı Kerim karşılığında ücret verilmesi" üzerine bir fetva verdi.

Dini Bilgilendirme Platformu'nda yer alan fetvada Kur'an-ı Kerim okumanın

bir ibadet olduğunun altı çizilerek şu ifadelere yer verildi:

"İbadet, dünyevi bir menfaat için değil, sadece Allah(CC) rızası için yapılır.

Bu sebeple Kur'an-ı Kerim'in para karşılığında okunması ve okunan

Kur'an karşılığında para verilmesi dinen caiz değil. Böyle bir okumadan dolayı sevap da yoktur.

Bu sebeple bir kimsenin geçmişlerinin ruhuna bağışlamak üzere ücretle Kur'an-ı Kerim okutması,

hatim indirtmesi yerine, bizzat kendisinin bildiği sureleri okuması doğru olur."

Bu durumun tek istisnasının, pazarlık yapılmadan ve paradan söz edilmeden,

Allah rızası için Kur'an okumuş veya hatim indirmiş olan bir kimseye hediye

olarak uygun bir bağışta bulunmak olduğu ve bunda da dinen bir sakınca olmadığı belirtildi.

Bir yörede okunan Kur'an-ı Kerim için para verilmesi, örf haline gelmiş ve

her 2 taraf da bu durumu biliyorsa verilen paranın hediye değil ücret olacağı

ve bunun karşılığında para almanın da helal olmayacağı kaydedildi.




Sual: Ücretle Kur'an okumak, hazır hatim satmak caiz midir?

CEVAP

Kur’an-ı kerim geçim vasıtası yapılmaz. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Kur'an okuyun, fakat geçim vasıtası yapmayın.) [İ.Ahmed]

(Bir zaman gelir, Kur'an, Allah rızası için değil, dünyalık için okunur.) [Ebu Davud]

(Kur'an okuyup da, okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkanlar olacaktır.) [İbni Mace]

(Kur’an-ı kerim, okuyanlarına ya şefaat eder veya düşman olur.) [Müslim]

Ücretle okunan Kur'andan ölüye sevap hasıl olmaz. (Hidaye)

Para ile Kur’an-ı kerim okutmak haramdır. (Bey ve Şir’a)

Hafız, pazarlık etmeden, sırf Allah rızası için hatim veya mevlid okursa,

okutanın hediye ettiğini alması caiz olur. (Hadika, Berika)

Kur’an-ı kerim okuyup hediye almayı meslek haline getirmemelidir!

Çünkü âdet haline gelen hediyeler, şart edilen ücret gibidir. (Dürr-ül muhtar)




Para karşılığında Kur'an kursunda öğretmenlik yapmak caiz midir?

İlerleyen asırlarda Kur’an-ı Kerim öğretecek kişilerin azalması,

mevcutların da nafaka sıkıntısı çekmesi konu ile ilgili yeni bir

düzenlemeyi gerekli kılmıştır. Bu çerçevede bazı alimler ilk

dönem Hanefî fakihlerin aksine tedrisatın devam edebilmesi için

muallimlerin Kur’an- Kerim okutmaları karşılığında yeteri kadar

ücret alabilecekleri yönünde fetva vermişlerdir.

Bu makalede Kur’an-ı Kerim okuma ve öğretme karşılığında kâri ve

muallimlerin ücret almalarının caiz olup olmadığı ile alakalı görüşleri günümüz şartlarını da dikkate alarak tahlil edeceğiz.

Caiz Olduğunu Söyleyenler

İmam Malik, Şafii, Ahmed b. Hanbel, Ebû Sevr, Ebû Nasr,

Ebû’l-Leys gibi alimler Kur’an-ı Kerim’i okuma ve okutma karşılığında ücret almanın caiz olduğunu söylemişlerdir.
Deliller
Kur’an-ı Kerim öğretme karşılığında ücret almanın caiz olduğunu

söyleyenlerin istidlal ettiği hadislerin birincisi şu şekildedir:

“Allah Resulü’ne bir gün bir kadın gelip, evlilik teklifinde bulundu.

Efendimiz sukût ederek kadına cevap vermedi. Kadın, tekrar evlilik

teklifinde bulunduğunu ve Allah Resulü’nden görüş sorduğunu yineledi.

Orada bulunan bir sahabi ayağa kalkıp şöyle dedi:

- Ey Allah’ın Resulü! Bu kadını benimle evlendir.

Efendimiz:

- (Mehir olarak verecek) dünyalık bir şeyin var mı?

Sahabi:

- Hayır. Yanımda hiçbir şey yok.

Allah Resulü:

- Kalk git, araştır velev ki demir yüzük olsun (getir ona tak).

Sahabi gitti, araştırdı sonra geri döndü. Allah Resulü’ne şöyle dedi:

- Mehir olarak verecek dünyalık bir şey, demir yüzük bile bulamadım.

Allah Resulü:

- Kur’an’dan ezberinde bir şey var mı?

Sahabi:

- Şu sure var, şu sure var diye saymaya başladı.

Allah Resulü:

- Kur’an’dan ezberinde olan surelerle seni bu kadınla nikahladım.(1)”

İkinci hadis ise şu şekildedir: “Ebû Saîd el-Hudrî (radiyallahu anh)’den şöyle dediği rivayet edilmiştir:

‘Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem)’nün ashabından oluşan bir askeri birlik,

görevli oldukları bir sefere gitmişti. Bunlar bir Arab kabilesinin yanında mola verip,

onlardan kendilerini ağırlamalarını istediler. Fakat kabîle bunları konuk etmekten imtina etti.

Bu sırada kabilenin liderini (bir akreb) soktu.

Bütün bir kabîle harekete geçip onun için her çâreye başvurdu.

Fakat liderlerine hiçbir şey şifâ olmadı. Kabîle halkından bâzısı:

- Yakınımıza gelen şu kafileye gitseniz, belki bunların arasında

(hastalığın) çâresini bilen vardır, dedi.

Bunun üzerine kabîle halkından bir grup Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem)’nün ashabına geldi ve:

- Ey cemâat! Reisimizi akreb soktu. Onun için başvurmadığımız çâre kalmadı.

Hiçbir şey fayda vermedi. Sizden birinizin yanında herhangi bir çâre/tedavi var mı? dedi.

Kafileden birisi (Ebû Saîd el-Hudrî):

- Evet (ben varım), Allah’a yemîn ederim ki, ben dua ederim.

Fakat yine yemîn ederim ki, sizden bizleri misafir etmenizi istemiştik de

bu talebimizi kabul etmemiştiniz. Artık ben de size, bir ücret belirlemedikçe dua etmem,

dedi. Kabile sahabe ile bir sürü koyun karşılığında anlaştı. Bunun üzerine

(Ebû Saîd el-Hudrî) kabile liderinin yanına gidip, ‘Elhamdulillâhi Rabbi’l-âlemîn’i

(Fatiha Suresi) sonuna kadar okudu, hastaya üfledi. Hasta sanki bukağıdan

çözülmüşçesine süratle yürüyerek gitti ve kendisinde hiçbir illet kalmadı

. (Ebû Saîd el-Hudrî) devamla dedi ki: Kabîle halkı kendilerine üzerinde

anlaştıkları ücreti ödeyince seriyyede yer alan ashabdan bir kısmı:

- Bu koyunları taksim ediniz, dedi. Fakat duâ eden sahâbî (Ebû Saîd el-Hudrî):

- Hayır, Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem)’ne gidip, bu olup biteni kendisine arz edip,

emirlerini alıncaya kadar bunları taksim etmeyiniz.

Bunun üzerine Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem)’nün huzuruna çıkıp, durumu arz ettiler.

Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ashabına (özelde Ebû Saîd el-Hudrî’ye) hitaben:

“Fâtiha’nın bu derece etkili bir dua olduğunu sana kim öğretti?” diye sorduktan sonra, “

Doğru yaptınız. Şimdi taksim ediniz ve bana da bir hisse ayırınız.” buyurdu ve tebessüm etti.(2)

Caiz Olmadığını Söyleyenler

Selef ulemasının önemli bir bölümü Kur’an-ı Kerim öğretme karşılında ücret

almanın caiz olmadığı görüşündedir. Zührî’ye göre öğretme karşılığında

alınan bedel mekruhtur. Ebû Hanife ve talebelerine göre ise caiz değildir(3).

Nitekim Hanefî fakihlerden el-Hakimu’ş-Şehid (v. 334/945) “el-Kâfî” adlı müdevven eserinde:

“Kişinin çocuğuna Kur’an-ı Kerim fıkıh, feraiz öğretmesi ya da ramazanda onlara

imamlık veya müezzinlik yapması için ilim sahibi birisini parayla tutması caiz değildir.”

demektedir(4). İftihâruddin el-Buhârî’de (v. 542/1147) “Hulâsâtu’l-Fetâvâ”da

“el-Asl”dan naklen şöyle demektedir: “Kur’an-ı Kerim, fıkıh,

öğretmek gibi taât esaslı ameliyeler için adam kiralamak caiz değildir.(5)”

Merğinanî ve İbn Hümam’a göre insanların, Kur’an öğretmek gibi

dini vazifeler karşılığında ücret almaları caiz değildir(6).

Kur’an-ı Kerim öğretme karşılığında ücret almanın haram olduğunu

söyleyen fakihler bu görüşlerini: “Edası müslümana mahsus olan

bir ibadetin îfası için adam tutmak caiz değildir. Çünkü taât ve

kurbet olan bu fiiller bizzat mükellefler tarafından yapılmalıdır.(7)

” hükmü üzerine bina ederler. Nitekim Cenab-ı Hak: “İnsan için ancak çalıştığı vardır.(8)” buyurmaktadır.

Deliller:

Abdurrahman b. Şibl’den rivayet edilen hadiste Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem)

şöyle buyurmaktadır: “Kur’an okuyunuz! Onu yeme ve menfaat teminine vesilesi edinmeyiniz.(9)”

Ebû Davud’un Ubade b. Samit (radiyallahu anh)’ten rivayetine göre, Ubade şöyle demiştir:

“Ehl-i Suffe’den çok sayıda kişiye Kur’an öğrettim. Bu öğrencilerimden birisi bana

bir yay hediye etti. Kendi kendime; ‘Bu yay mal değildir. Onunla Allah yolunda ok

atarım.’ dedim. Fakat yine de Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem)’ne bu meseleyi sordum. Efendimiz:

“Allah Teala’nın kıyamet günü boynuna ateşten bir halka takacağını arzu edersen (onu) kabul et!” buyurdu(10).

Yine Ubade b. Samit şöyle demektedir: “Medine’ye bir muhacir geldiğinde

Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) onu, Kur’an-ı Kerim öğretmemiz

için bizden birine gönderirdi. Bunlar içinden bana yönlendirdiği bir kişiye

Kur’an-ı Kerim öğretmekteydim. Bir gün evime gittim. Ders okuttuğum

o kişi, üzerinde hakkım olduğunu düşündü de bana ondan daha güzelini

görmediğim bir yay hediye etti. Ben de Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem)’ne

gidip o hediyeyle ilgili görüşünü sordum. Efendimiz:

‘O, omuzların arasına astığın kor parçasıdır.’ buyurdu.(11)”

Übeyy b. Ka’b bir adama Kur’an-ı Kerim okumayı öğretti. Daha sonra bu kişi

kendisine bir yay hediye etti. Übeyy durumu Allah Resulü (sallallahu aleyhi

ve sellem)’ne anlatınca Efendimiz şöyle buyurdu: ‘Eğer onu kabul edersen ateşten bir yay almış olursun.(12)’

Ebu’d-Derdâ’nın rivayetine göre Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem)

şöyle buyurmuştur: “Her kim Kur’an öğretme karşılığında bir yay alırsa Allah Teala ona ateşten bir yay takacaktır.(13)”

Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Kim Kur’an

okur da onun vesilesiyle insanların mallarını yerse, kıyamet günü yüzü etten soyulmuş bir kemik halinde gelir.(14)”

Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “

Kur’an okuyunuz! Allah’tan(CC) taleplerinizi onun bereketiyle isteyiniz.

Zira sizden sonra öyle bir toplum gelecek ki, bunlar Kur’an okuyacaklar,

onun vasıtasıyla insanlardan dileneceklerdir.(15)”

Osman b. Ebi’l-As da şöyle demektedir: “Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem)

bana ezan okuması karşılığında ücret taleb etmeyen bir müezzin tutmayı tavsiye etti.(16)”

Kur’an-ı Kerim öğretme karşılığında ücret almanın caiz olmadığını söyleyen

ilk dönem Hanefi fakihlerinin istidlal ettiği bu hadisler bazı noktalarda

zaaf içerseler de toplu olarak bakıldığında birbirlerini destekledikleri görülmektedir.

Özellikle ulema “yay hadisi”nin sahih olduğunu(17) tasrih etmiştir.

Delillerin Tahlili

Ücret almanın caiz olduğunu söyleyen fakihlerin birinci hadisle istidlal etmeleri

mümkün gözükmemektedir. Çünkü hadiste Kur’an-ı Kerim öğretmenin kadının

mehri olduğu ile alakalı ne sarih ne de dolaylı bir ifade vardır. Hadiste geçen

“bima meake” ifadesinde yer alan; “bâ” harf-i cerri zannedildiği gibi “bir şeyin

bedeli” anlamında değil, “sebebiyet” manasında kullanılmıştır. Buna göre anlam;

“Seni o kadınla, bildiğin Kur’an sebebiyle nikahladım.” şeklindedir(18). Allah

Resulü sahabiyi kadınla ona ve Kur’an’a hürmeten mehirsiz nikahlamıştır(19).

Ya da Efendimiz her ikisine de iltifat olarak mehri kendi imkanlarıyla vermiştir.

Bir başka ihtimal ise mehir takdir etmeyerek eş üzerinde mehr-i mislin tahakkuk

etmesini istemiştir. Fakat hiçbir durumda hadis-i şeriften Kur’an-ı

Kerîm öğretmenin mehr olarak takdir edildiği anlamı çıkmaz.

Ebû Said-i Hudrî’nin rivayeti de Hanefi fakihlerin hükümlerini üzerine

bina ettikleri hadislerle tearuz etmektedir. Biri haram diğeri ise helal

kılan iki nass tearuz ettiğinde nesh devreye girer. Bu yüzden bazı

Hanefî fakihler Ebû Said-i Hudrî hadisinin, “vaîd/tehdit” içeren

hadislerle nesh edildiğini söylemektedirler(20).

Bu durumda Ebû Said hadisi ya mensuh kabul edilir ya da şu şekilde tevil edilir:

1. Ebû Said-i Hudrî’nin Kur’an-ı Kerim okuduğu kavim Müslüman olmadığından sahabe onlardan ücret talep etmiştir.

2. Misafiri ağırlamak vacip olmasına rağmen onlar ashabı konuk etmeyi reddetmişlerdir.

3. Rukye halis bir ibadet olmadığından, ondan dolayı ücret almak caizdir. Kurtubî’de,

“rukyeden dolayı ücret almak Kur’an-ı Kerim’in ücret karşılığında okunmasına delil olmaz”

(21) demektedir. Çünkü “rukye”nin tedavi boyutu “kurbet” boyutundan daha kuvvetlidir.

Ebû Said-i Hudrî’nin aldığı ücret de kıraat karşılığı değil, tedavi bedelidir.

Ücreti tedaviye tahsis etmek gerekir. Bu yüzden mutlak anlamda Kur’an-ı

Kerîm öğretmek ona kıyas edilemez. Tedavi dışı okumalar haram olarak devam eder.

Tahavî, ‘insanların birbirlerine rukye yapmalarının borç olmadığı yönündeki

hükmünden hareketle içerisinde ayet de olsa rukyeden dolayı ücret almak caizdir’

demektedir. Okumayı bilenlerin cahillere Kur’an-ı Kerim öğretmeleri ise vaciptir(22).
Sonuç

İslam bilge bir toplum inşa etmeyi öngörür. Kişiyi bildiği ölçüde mükellef addeder.

Buyüzden Allah Resulü namaz, zekat gibi Kur’an’da “mücmel” olarak yer alan

kavramları insanların anlayacağı şekilde beyan etmiştir.

İlahi bilginin kaynağı olan Kur’an da okunmak, anlaşılmak ve yaşanmak için inmiştir.

Her mükellef bu üçlü merhalenin birinci ve üçüncü aşamasından sorumludur.

Anlaşılma safhası ise avam için ancak müçtehitler vesilesiyle mümkün olur.

İnsanlar Kur’an’ı muallimler vasıtasıyla okuyabilirler. Muallimlerin azalması ise

öğrenme sürecini olumsuz yönde etkiler.

Taklit döneminden sonra meccanen Kur’an öğreten muallimlerin azalması

ücret almanın caiz olduğunu söyleyen fakihlerin çoğalmasına neden olmuştur.

Ücret karşılığı Kur’an öğretmenin caiz olmadığını söyleyen Merğinanî

müteahhir bazı alimlerin istihsan cihetiyle buna cevaz verdiklerini belirtmektedir(23).

Serahsî, Belh Meşayıhı’nın Kur’an-ı Kerim öğretmek için muallim tutmanın caiz

olduğu noktasında Medine ulemasının görüşünü benimsediğini nakletmektedir.

İbn Kemâl’de caiz olduğu yönünde fetva vermiştir(24). Aynî de bu görüşü tercih ettiğini belirtmektedir(25).

Ücret karşılığı Kur’an-ı Kerim okutmanın caiz olduğunu söyleyen fakihler

gerekçe olarak, hocalara devlet tarafından verilen hediyelerin kesilmesi,

insanların ahiret işlerine gerektiği şekilde ilgi göstermemesi, tedrisatla

dünya işinin birlikte yürütülmesi durumunda her iki cihetin de aksayacak olması,

dini meselelerde baş gösteren durağanlık ve tembelliğin Kur’an-ı Kerim hıfzının

kaybolmasına yol açması gibi nedenleri göstermektedirler(26).

Farklı yollardan geçimini temin edenler ya da imamlık gibi bedel karşılığı

irşad hizmetinde bulunanlar istihsan kapsamına girmediklerinden

onların Kur’an-ı Kerim okutmaktan dolayı ücret almaları caiz değildir.

Kâsanî, Osman b. Ebi’l-As’a Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem)’nün

ezan okuması karşılığında ücret talep etmeyen bir müezzin bulmasını tavsiye

ettiği hadisle alakalı şöyle demektedir: Çünkü ezan, kamet, namaz ve Kur’an-ı

Kerim okutmak karşılığında ücret almak insanları cemaatle namaz kılmaktan,

Kur’an-ı Kerim ve ilim öğrenmekten uzaklaştıran başlıca nedendir(27). Zira

ücretin ağırlığı insanları ibadet yapmaktan alıkor. Allah Teala şöyle buyurarak

bu meseleye işaret etmektedir: “Yoksa sen onlardan (tebliğ görevine karşılık)

bir ücret istiyorsun da, onlar borçtan bir yük altında mı kalmışlardır?”

İslam’ın emirlerini tebliğ eden Allah Resulü ile alakalı Kur’an-ı Kerim: “

Halbuki sen buna karşılık onlardan bir ücret de istemiyorsun.(28)” buyurmaktadır.

Nasıl Allah Resulü tebliğ vazifesini meccanen yaptıysa Onun; “burada olanlar

olmayanlara tebliğ etsin” emrine muhatap olan ümmeti de dini mesaili hasbi olarak yürütmekle mükelleftir(29).

Ez cümle, mutlak olarak ücret karşılığı Kur’an-ı Kerîm okutmak, bu hususta

mukavele yapmak caiz değildir. Resmi ya da gayr-i resmi oluşumlar altında

çeşitli toplantılarda Kur’an-ı Kerîm okuyup karşılığında ücret talep etmek

de haramdır. Kur’an tilaveti ibadet olduğundan alınan para namaz kılmak

karşılığında talep edilen ücretten farksızdır. Ayrıca bu tür oluşum ve ameliyeler

belli çevrelerin eğitim, medya ve sinema yoluyla İslam’a karşı yürüttüğü

toplumsal nefret ve tahkir kampanyasının en önemli malzemesidir.

İnsanların dinden nefret etmelerinde rol almanın vebali ise elbette büyüktür.

Tabii ihtiyaçlar dışındaki bütün vaktini tedrisata ayıran Kur’an muallimlerinin

ailelerinin nafakasını karşılayacak ölçüde “hibe” kapsamında ücret almalarında

bir beis yoktur. Bu durumun ictimai bir nefrete dönüşmesinin önüne geçebilmek

için de “vakıf” gibi hayır kuruluşlarının ücret meselesini ayarlayıp muallimlere

takdim etmeleri maslahata daha uygun olacaktır. En doğrusunu Allah Teala bilir.

Dipnotlar:
(1): Buharî, Nikah 51.
(2): Buharî, İcâre, 16.
(3): Aynî, Umdetu’l-Kârî Şerhu Sâhihi’l-Buhârî, Beyrut, 2001, XII, 135.
(4): Aynî, el-Binaye, Beyrut, 2000, XII, 135.
(5): Aynî, a.g.e., XII, 135; Bunun anlamı bu işler karşılığında ücret ödemek vacip değildir demektir.
(6): Merğinanî, el-Hidaye Şerh-u Bidayeti’l-Mübtedî, Beyrut, ty., III, 235.
(7): Aynî, a.g.e., XII, 135.
(8): Necm(53): 39.
(9): İbn Ebî Şeybe, Musannef, II, 292.
(10): Ebû Davud, İcare, 1; İbn Mace, Ticârât, 8.
(11): Ebû Davud, İcare, 1.
(12): Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ, VI, 125-126.
(13): Aynî, a.g.e., XII, 136.
(14): İbn Ebî Şeybe, Musannef, II, 292; Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ, II, 532; Ebû Nuaym, Hilyetu’l-Evliya, IV, 199.
(15): Taberâni, el-Mu’cemu’l-Kebîr, XVIII, 167; İbn Ebî Şeybe, Musannef, II, 124.
(16): Bu hadis dört Sünen’de benzer lafızlarla rivayet edilmektedir: Ebû Davud, Salât, 39; Nesaî, Ezan, 32; Tirmizî, Salât, 41; İbn Mâce, Ezan, 3.
(17): Aynî, a.g.e., XII, 136.
(18): Kâsânî, Bedaiu’s-Senaî, Beyrut, 1997, VI, Dip not: 1, s. 12.
(19): Nitekim Ümmü Süleym Ebû Talha ile müslüman olması karşılığında evlenmiştir.
(20) Aynî, a.g.e., XII, 137.
(21): Aynî, a.g.e., XII, 137.
(22): Aynî, a.g.e., XII, 137.
(23): Merğinanî, a.g.e., III, 235.
(24): İbn Kemâlpaşa, Fî İstihsani’l-İsti’câr ala Ta’lîli’l-Kur’an, (Resail-u İbn Kemâl içerisinde), İstanbul, 1316, II, 227-228.
(25): Aynî, a.g.e., X, 282.
(26): Merğinanî, a.g.e., III, 235.
(27): Kâsânî, a.g.e., VI, 14.
(28): Yusuf(12): 104.
(29): Bkz. Kâsânî, a.g.e., VI, 14


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.