Öne Çıkanlar İsraf Etmez ; Müttefikimiz Amerikadan Teröristlere İHA ve Drone Desteği A101de Bu Hafta ! 28 Eylül 2017 Perşembe ve Hafta Sonu Aktüel Katalogu Türkiye Geneli Haftanın Hutbesi 22 Eylül 2017 fenerbahçe avrupa ligi

Hz.Muhammed (sav) 'in Torunu Hazreti Hasan (Radıyallâhu Anh) Efendimiz





Ehl-i Beyt hepimizin gözbebeğidir. Manevî fazîletlerinin yanı sıra,

İslâmî ilimlerin her alanında ulu âlimlerin büyük bir kısmı ehl-i beyte mensuptur

ve tarih boyunca büyük velîler ve kutublar da yine ehl-i beyt içinden çıkmıştır.

Âhir zamanda zuhûr edecek olan Hazreti Mehdi (Aleyhi’r-Rıdvân) da

Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)in ihbârından anlaşılacağı üzere ehl-i beytten olacaktır.

Neseb mühimdir ve bir kimsenin manevî ilerleyişinde önemli bir etkendir;

fakat bu ilerleme ancak o kişinin ahlâkını ve hayatını nesebinde bulunan büyüklerin ahlâk

ve hayat anlayışına uygun hâle getirmesiyle mümkün olabilir. Aksi takdirde neseb,

mücerred bir üstünlük sebebi değildir. Peygamber Efendimiz

(Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)in soyu, hayatta kalan ve nesebi devam eden bir oğlu olmadığından

, kızı Hazreti Fâtıma (Radıyallâhu Anhâ) vâlidemizin Hazreti Ali (Radıyallâhu Anh) ile

izdivâcından olan çocukları Hazreti Hasan ve Hüseyin (Radıyallâhu Anhumâ)

efendilerimizle devam etmiş; Hazreti Hasan (Radıyallâhu Anh)ın

soyuna mensup olanlara Şerîf denirken, (

Radıyallâhu Anh)ın soyuna mensup olanlara ise Seyyid denilmiştir.

Seyyid ve Şerifler, daha önce arz etmiş olduğumuz duruma binaen yalnızca

ceddiyle övünen kimseler olarak kalmamış, bu aileye lâyık olmaya çalışıp

bu yolda muvaffâk kılınarak ümmetin en fazîletli şahsiyetleri arasına girmişlerdir.

Hazreti Hasan (Radıyallâhu Anh) Efendimiz’in Kısa Hâl Tercemesi

Künyesi ve nesebiyle beraber ifade etmek gerekirse tam adı: ‘

Ebû Muhammed el-Hasen b. Alî b. Ebî Tâlib el-Kureşî el-Hâşimî’dir

. Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)in ilk torunu;

Hazreti Fâtıma ve Hazreti Ali (Radıyallâhu Anhümâ)nın büyük oğludur.

Hicretin 3. senesi Şa‘bân ayında ya da Ramazân-ı Şerîf’in 15’inde doğmuş olabileceği rivâyet edilmiştir.

Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) o doğduğunda sağ kulağına ezân,

sol kulağına kâmet okuyup ismini bizzat vermiş ve Hazreti Fâtıma (Radıyallâhu Anhâ) validemize,

saçlarının kesilerek ağırlığı miktarınca tasaddukta bulunmasını salık vermiştir.

Mü’minlerin günümüzde de devam ettirdikleri bu sünnet bizlere sübut açısından,

Hazreti Hasan ve sahâbeden olma şerefine nâil olmuş diğer büyüklerimiz

(Rıdvânullâhi Te‘âlâ Aleyhim Ecma‘în) üzerinden ulaşmıştır.

Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)e benzerliği dikkat

çeken Hazreti Hasan (Radıyallâhu Anh) efendimiz; müctebâ, takî,

zekî, sıbt, halîm-selîm gibi lakaplarıyla anılmış; cömert, sakin, vakarlı

ve fitneden kaçmaya özen gösteren biri olarak bilinmiştir.

Hazreti Ebûbekir ve Hazreti Ömer (Radıyallâhu Anhümâ)nın hilâfetleri döneminin ardından

Hazreti Osman (Radıyallâhu Anh) döneminde fetih hareketleri ve seferlerde yer almıştır.

Hazreti Osman (Radıyallâhu Anh), isyancılar tarafından muhasara edildiği günlerde

Hazreti Ali (Radıyallâhu Anh)ın vazifelendirmesiyle destek için yanında bulunmuş

ve su taşıma görevini üstlenmiştir. Hazreti Osman (Radıyallâhu Anh)ı

isyancılardan koruma konusunda Hazreti Hasan ve Hüseyin (Radıyallâhu Anhümâ)

efendilerimiz yoğun bir çaba sarf etmişseler de, bunda muvaffâk olamamışlar

ve hâdise şehâdetle neticelenmiştir.

Hazreti Osman (Radıyallâhu Anh)ın şehâdetinin ardından vuku bulan Cemel vak’ası

ve Sıffin muharebesinde babasının yanında yer alan Hazreti Hasan (Radıyallâhu Anh),

babasının şehâdetinin ardından halktan Kûfe’de biat aldı.

Hazreti Ali (Radıyallâhu Anh)a hayatındayken kendisinden sonra

Hazreti Hasan (Radıyallâhu Anh)ı veliaht tayin etmesi talep edildiğinde:

“Bunu ne emreder ne de nehyederim” şeklinde cevap vermişti.

Hazreti Ömer (Radıyallâhu Anh)ın da benzer bir tavrını oğlunun veliahtlığını

gündeme getirenler karşısında sergilediğini hatırladığımızda,

hilâfetin babadan sonra oğula intikalinin İslâmiyet’e aykırı bir durum olmadığını da anlamaktayız.

Hazreti Ali (Radıyallâhu Anh)ın bu tavrı ayrıca; Şia’nın,

Hazreti Ali (Radıyallâhu Anh)ın kendisinin ardından

Hazreti Hasan (Radıyallâhu Anh)ın imâmetini ilan ettiğine yönelik iddialarının da

asılsız olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla, Şia’nın imâmet teorisinin imam

olarak kabul ettikleri şahsiyetler tarafından da makbul karşılanmadığı ortaya çıkmaktadır.

Hilâfeti ve Savaşları Bitirip Müslümanların Barışını Tesis Etmesi

Hazreti Hasan (Radıyallâhu Anh) hayatı boyunca savaştan değil daima barıştan yana oldu.

Onun bu tavrını hilâfeti döneminde de sergilemesi, Hevâric’in ve kendisini istismar

etme amacında olan taraftarlarının tepkisini çekti. Gördüğü tepkiler üzerine

Hemdân kabilesine sığınmak zorunda kaldı. Savaşın kaçınılmaz olduğu bir vetirede yine

barıştan yana tavır koyarak belirlediği birtakım şartları Abdullah bin Âmir aracılığıyla

Hazreti Muâviye (Radıyallâhu Anh)a gönderdi. Şartların,

Hazreti Muâviye (Radıyallâhu Anh) tarafından kabulünün ardından barışın

Cemâziyelevvel ayında gerçekleştiği hicrî 41.sene; ‘âmü’l-cemâa’ (birlik senesi)  ilan edildi.

Hazreti Hasan (Radıyallâhu Anh)ın, taraftarı geçinenlerin pek de hoşuna

gitmeyen bu barışçıl tavrı Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)in

seneler evvel bir hutbede: “Bu benim evladım Hasan, seyyiddir.

Allah (Celle Celâluhû) onunla iki büyük cemaati birbiriyle sulh ettirecektir” ifadeleriyle müjdelemiş

olduğu bir durumdur. Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)in bu

hâdise gibi ihbârî niteliğini taşıyan hâdiseler pek çoktur ve bunlar birbiri ardına

öyle etkileyici bir şekilde gerçekleşmiştir ki, tarihin bir kısmı adeta onun haberlerinden

ibaret bir hâle gelmiştir. Vahyin muhatabı bir Nebî (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)in geçmişten,

vakıadan ve gelecekten birtakım haberler vermiş olması, nübüvvet inancında herhangi

bir savrulma yaşamayan kimseler için anlaşılması zor olan bir iş değildir.

Yaklaşık olarak dört ay üç gün hilâfette kalan Hazreti Hasan (Radıyallâhu Anh),

Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)in Hulefâ-i Râşidîn dönemini

belirten hadîs-i şerîf’i de dikkate alınarak Râşid hâlifelerin beşincisi sayılmış ve

onun hilâfetinin son bulması; râşid hâlifeler devrinin de tamamlanması sayılmıştır.

Hazreti Hasan (Radıyallâhu Anh) efendimizin hicretin 49. senesinde yemeğine

katılan bir zehrin tesiri sebebiyle şehâdet şerbetini içtiği rivâyet edilmiştir.

Şehâdetiyle ilgili olarak, ona taraftar olduğunu iddia edenler tarafından pek çok

şey uydurulmuşsa da, bu iddialar doğrulanabilir olmaktan uzak kalmıştır

. Hazreti Hasan (Radıyallâhu Anh) efendimiz, Medîne-i Münevvere’deki

mukaddes kabristan Cennetü’l-Baki‘de medfûn bulunmaktadır.

Allah Te‘âlâ şefaatlerine nâil eylesin. Âmîn.



Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.