Öne Çıkanlar Merkez Bankası Fenerbahçe ve Galatasarayın Rakipleri 2.Lig Kırmızı Grup ! 8.Hafta Maç Sonuçları AKPde İstifa süper lig

Hayatımızın Merkezinde CİHAD Olsun









Turhan, "Şu an ki eğitim sistemimizin merkezinde,

Allah(CC) rızası değil maalesef maddiyat var maalesef.

Önceden neslimiz hakkın isteklerini planlarken bugün liseliler bile emeklilik planlıyor.

Kardeşlerim bizler Müslümanız. Müslüman birisi maddeci, mülkiyetçi bakamaz.

Biz dünyevi idealler için değil uhrevi idealler için çalışıyoruz. Bu mezuniyet

programı da esasen bir bitiş değil bir yeniden başlangıçtır.

Bu program bir ahitlesmedir.

Şunu unutmayın ki cihat sadece üniversite de yapacağınız ibadet değil hayatınız boyunca bir ibadettir” dedi.
 

İŞİNİZ SİZİ CİHATTAN ALIKOYMASIN

Salih Turhan: “Bu dönem öyle bir dönem ki kardeşlerimizi en çok kaybettiğimiz dönem.

Evlilik hazırlıkları içinde olan arkadaşlara sesleniyorum. Evleneceğiniz hanım

cihat çalışmanıza, dava çalışmanıza engel olmamalıdır. Eğer hanımınız

Hz Hatice gibi olursa, evlilik sürecinde cihadı merkeze alırsanız

Allah-u  Teâlâ sıkıntılarınızı çözer. İnsanlara Allah’ı (CC) anlatmak

hakkı haykırmak bizim kurtuluşumuzdur. Bunun için

 Ne yaparsanız yapın cihat etmekten beri durmayın” diye konuştu.

 

“Hayat İman ve Cihaddır” Gerisi Teferruattır

Davetçi için, Allah rızasının gaye edilmediği bir hayat, teferruatlardan ibaret bir hayattır.

 İslam davasını sırtlanmayan ve nefsinin peşinde koşan sıradan insanlar,

hayatlarını teferruatlar peşinde tüketir. Teferruatlar peşinde tüketilen hayat

, Kur’an’ın tanımıyla geçici bir oyun ve eğlence olur, Allah(CC) için olmadığı

sürece ve ahirete yatırım mantığıyla değerlendirilmediği sürece

dünyada sahip olunan her şey teferruattan ibaret kalır:
 
“Kadınlar, erkek evlatlar, yığınla biriktirilmiş altınlar, gümüşler, soylu atlar,

[koyun, keçi, deve gibi] sağmal hayvanlar, bağlar-bahçeler bütün bunlar

fâni hayatın gelip geçici nimetleridir.” (Âl-i İmran:3/14)

Kur’an’da bahsi geçen tüm bu nimetler, zamanı tüketen,

insanı hüsrana uğratan şeyler olabileceği gibi,  insanın ebedi

saadete ulaşacağı yer; yani cennet için yatırım olan ibadete de

dönüşebilir. Bu dönüşüm, niyetlerimiz ve gayemizle ilgilidir.

Dünya aynı dünya, insan aynı insan, iş aynı iştir. Yola çıkarken planlanan niyet,

yapılan işlerin teferruat mı? İbadet mi? olduğunun temel ölçüsüdür.
 
Her şart ve zamanda, Allah ve Rasûlü’nün direktifleri davetçi için öncelikli

ve ertelenmesi mümkün olmayan emirlerdir. Örneğin davetçi, günlük ibadetleri

hususunda oldukça hassas ve titizdir. “Şu namazı kılalım aradan çıksın”

mantığını onun hayatında görmek mümkün değildir. Çünkü söz konusu Allah’ın(CC)

emirleri olunca bütün hayat o emrin yanında teferruat sayılır.
 
Bunun en güzel örneği bedir savaşında, can ve mal korkusun en üst

seviyeye çıktığı bir anda bile Mü’minlerin namazlarından vazgeçmedikleri sahnedir.

Bu sahne Kur’an’da şöyle tasvir edilir:
 
[Ey Peygamber!] Cephede Mü’minlere namaz kıldıracak olursan, onlardan bir grup

silahlarını kuşanmış vaziyette seninle namaza dursun; diğer grup nöbet tutsun.

Senin arkanda namaza duran grup secde ettikten sonra geri çekilsin, namaz

kılmamış diğer grup gelsin ve senin arkanda namaza dursun. Tabii bu ikinci

grup da gerekli tedbiri almış ve silahlanmış vaziyette olsun.

Çünkü kâfirler silahlarınız ve teçhizatlarınızı [namaz vesilesiyle]

elden bırakacağınız vakti gözlerler ki silahsız olduğunuz sırada ani

bir baskınla size saldırıp işinizi bitirebilsinler. Şayet yağmur yüzünden

sıkıntı çekerseniz veya yorgun, bitkin halde olursanız silahlarınızı yere

bırakarak namaz kılmanızda sizin için bir sakınca yoktur.

Fakat siz yine de tedbiri elden bırakmayın. Çünkü Allah(CC)

kâfirlere sizin elinizle zelil ve perişan edici bir azap hazırlamıştır. (Nisa:4/102)

Bir ölüm kalım savaşının ortasında, can da dâhil bütünüyle bir hayatın

Allah’ın(CC) emri yanında teferruatlaşmasına şahit oluyoruz. Harbin ortasında

can tehlikesi ve olası bir mağlubiyetle geride kalan eş, evlat, mal her ne

varsa Allah’ın(CC) emri yanında nasıl da öncelikli gündem olmaktan çıktı.

İşte bu “hayat iman ve cihaddır, gerisi teferruattır” anlayışının ete kemiğe bürünüp hayata dönüşmesidir.
 
İbn Abbas (r.a) rivayetine göre bu ayet müşriklerin bir savaş sırasında:
 
- “Bunlar çocuklarından, kızlarında oğullarında, babalarından,

mallarından daha sevimli namaza durduklarında onlara saldıralım”

demeleri üzerine nazil olmuştur. (Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân, 5) Mü’min

savaşçılar, namaz konusunda öyle bir titizlik sergilemişlerdir ki, onları

dışarıdan takip eden müşrikler, namazın Mü’minlerin mallarından,

evlatlarından, canlarından daha kıymetli olduğuna kesin bir kanaat getirmişlerdir.

 

Dava Kadınının Cihad İlmihali

Dava kadınının İslami hizmet, teşkilat, tebliğ-davet, emr-i bi’l maruf

ve nehy-i ani’l münker gibi çalışmalar için ilk arayacağı şart, helal bir ortamdır.

Çünkü dava kadını, Kur’an ve sünnetin talimatları çerçevesinde organize edilmemiş,

İslami prensiplerin öncelenmediği çalışmalardan kesinlikle bir bereket çıkmayacağını bilir.

Daha başından İslami kuralların ihlal edildiği çalışmalara cihad

, İslami hizmet ve teşkilat çalışması denmeyeceğinin de şuurundadır. 
 
Dava kadını, tesettür, haremlik-selamlık ve mahremiyet kurallarının

uygulanamadığı zeminlerde kesinlikle İslami çalışma yapamayacağını unutmaz.

Bu prensipleri ihlal ederek yapılan çalışmaların hayır yerine omuzlarınd

a ağır bir günah yükü oluşturacağının da farkındadır. Bu nedenle o,

adı İslami olan hiçbir çalışma gerekçesiyle tesettür, haremlik-selamlık

ve mahremiyet prensiplerinin ihlal edilmesine asla izin vermez. 
 
Dava kadını, miting, toplantı, sohbet, ders, kermes, konferans gibi İslami

çalışmaların hazırlığını yaparken her adımda Kur’an ve sünnetin direktifleri

doğrultusunda hareket eder. Bu ortamlarda bulunurken Müslüman kadının

izzet ve vakarına yakışır bir şekilde davranmaya dikkat eder. Cahiliye

toplantılarında olduğu gibi kendisini müziğin ve gürültünün akışına kaptırmaz.

Her an Allah’ın(cc) onu gördüğünü bilerek ve bir ibadet yaptığının bilincinde olarak hareket eder. 
 
Dava kadını, adı İslami de olsa hiçbir toplantı, istişare ve program gerekçesiyle

tek başına yabancı erkeklerle kapalı kapılar ardında baş başa kalmaz.

Haremlik-selamlığın uygulanmadığı, kadın erkek karma toplantılardan

mümkün olduğu kadar uzak durur. Bir toplantı ve istişare yapılması gerekiyorsa

İslami prensiplerin uygulanması için hiçbir kınayıcının kınamasından korkmadan

tavrını açık ve net bir şekilde ortaya koyar. İslami çalışma gerekçesiyle çıkacağı

yolculuklarda da İslami prensipleri dikkate alarak hareket eder. 
 
Dava kadını, uzun yıllardır aynı harekette beraber çalıştığı erkeklerle dava

kardeşliğinin ve karşılıklı güvenin verdiği rehavetten dolayı aralarındaki mesafenin

kalkmasına, İslami ciddiyeti bozacak laubali ortamların oluşmasına,

gereksiz konuşmaların ve esprilerin gerçekleşmesine asla müsaade etmez. 
 
Dava kadını, İslami çalışmalar gerekçesiyle eşini ve çocuklarını ihmal etmez.

Bunun büyük bir kul hakkı olacağını ve ahirette bu kul haklarının başına

ciddi belalar açacağını bilir. Asıl başarının ailesiyle birlikte davasını da

dengeli bir şekilde götürebilmek olduğunun bilincindedir. 
 
Dava kadını, İslami çalışmalar için erkeklerin yoğun olarak bulunduğu

ve İslami hassasiyetleri korumanın zor olduğu çarşı, pazar ve benzeri

zeminlerden ziyade kadınları muhatap alabilecekleri zeminleri tercih eder.

Hiçbir İslami çalışma gerekçesiyle sosyal medya fotoğraflarının dolaşmasına

müsaade etmez. Bu çalışmalar esansında toplu taşıma araçları ve

benzeri ulaşım problemleri için gerekli imkânların temin edilmesini talep eder. 
 
Dava kadını, bu sayılan prensipleri ve zorlukları da bahane ederek

asla davasına hizmet etmekten geri durmaz. Bir kenara çekilmek yerine

İslami prensiplere uygun çalışma yapabileceği zeminler oluşturulması

içi gayret eder, yetkililerden talepte bulunur. Bu mazeretleri ileri sürerek

davayı terk etmenin şeytanın en büyük oyunlarından biri olduğunu bilir.

İslami prensiplere uygun olmayan ve nefsinin hoşuna giden çalışmalara da

kafasından İslami kılıflar uydurmaz. Allah(cc) için uyaranları da fitne çıkarmakla suçlamaz.

Not: Asıl vebalin kadınlarımız için uygun İslami çalışma

zeminlerini hazırlamayan erkeklerin üzerinde olduğunu da unutmayalım.
 



Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.