Öne Çıkanlar en güzel aşure Aşure aşurenin süslenmesi Aşure Nasıl Yapılır ? yılbaşı bileti

Hangi Durumlarda Namaz Kazaya Bırakılabilir ? Kaza Namazı Ne Zaman ve Nasıl Kılınır ?






Vaktinde kılınamamış namazı ifade için “kaçmış” anlamındaki

fâite kelimesinin kullanılmış olması, bir müslümanın namazı kasten

terketmeyeceğini, vakti içinde eda edeceğini, ancak uyuma ve unutma gibi

elde olmayan nedenlerle namazın “kaçmış” olabileceğini hissettirmesi bakımından manidar bir seçimdir.

NAMAZ HANGİ DURUMLARDA KAZÂYA BIRAKILIR?

Namaz belli vakitlerde yerine getirilmesi gereken bir farz olduğu için, bir mazeret olmaksızın

tembellik ve ihmal yüzünden bile bile namazı vaktinde kılmayan kimse günahkâr olur.

Hz. Peygamber, uyuyakalma ve unutmayı bir mazeret kabul etmiş ve bu iki sebepten biriyle

bir namazın vaktinde kılınamaması durumunda, hatırlanıldığı vakit kılınmasını söylemiştir.

Hz. Peygamber’in bu husustaki ifadesi şöyledir: “Biriniz uyuyakalır veya unutur da bir namazı

vaktinde kılamaz ise, hatırladığı vakit o namazı kılsın; o vakit, kaçırdığı namazın vaktidir”

(Buhârî, “Mevâkýt”, 37; Müslim, “Mesâcid”, 314-316).

Hadîs-i şeriflerde genel olarak namazın sadece uyku ve unutma durumunda,

vaktinin haricinde kılınabileceği üzerinde durulmuştur. Bazı bilginler bu 2 mazeretin

sınırlayıcı olduğunu düşünerek, tembellik ve ihmal yüzünden bilerek ve farkında

olarak namazın kılınmaması durumunda, bu namazı kazâ etmenin gerekmediği

kanaatine varmışlar ve namazı farkında olarak vaktinde kılmayanların,

o  namazı  kazâ  etme  haklarının  olmadığını,  tövbe ve istiğfar etmeleri gerektiğini öne sürmüşlerdir.

Zâhirîler’den İbn Hazm ve daha birkaç bilgin bu görüştedir. Bu görüş sahipleri,

namazın kendi vaktinde kılınmasının önemini, bu hususa titizlik göstermek gerektiğini

ve  namazı ihmal ve tembellik sebebiyle bilerek vaktinde kılmamanın içten  

yapılacak tövbe dışında, telâfi edilemez bir günah olduğunu vurgulamışlardır.

Ancak Hanefîler’in de içinde bulunduğu büyük çoğunluğu oluşturan fakihlere göre;

uyku veya unutma gibi insanın iradesini elinden alan bir özür nedeniyle bir namazı

kazâ etmek gerekince, bilerek kılmama halinde haydi haydi kazâ gerekir.

Bu görüş sahipleri de, namazı kazâya bırakmanın büyük bir günah olduğunu

, bundan dolayı tövbe etmek gerektiğini  söylemişler, fakat namaz müslümanın Allah’a(cc)

 karşı olan bir borcu olduğu için, bunu gecikmeli de olsa ödemek durumunda

olduğunu dikkate almışlar ve kazâyı bir telâfi yolu olarak görmüşlerdir.

Bu durumda kişi, namazı vaktinde kılmadığı için günahkâr olmuştur,

fakat  daha sonra kazâ  ettiği için,  namazı terketme günahından kurtulmuş

veya bu günahının affedilmesi yönünde önemli bir adım atmıştır.

Vaktinde kılınamamış olan beş vakit farz namazın kazâsı farz, vitir namazının

kazâsı ise vâcip olur. Sünnet namazlar, kural olarak, kazâ edilmez.

Bununla birlikte bazı durumlarda, başka bir namazın vakti girmediği sürece kazâ edilebilir.

Meselâ sabah namazının farzı ile birlikte sünneti de vaktinde kılınmamışsa,

 o  günün  öğle  namazı  vaktinden  önce  farz  ile  birlikte  kazâ edilir.

Yine, öğle namazının ilk sünneti cemaatle farza yetişmek için terkedilecek olsa, farzdan sonra kazâ edilebilir.

Kazâya kalan ilk sünnetin, farzdan hemen sonra, son sünnetten önce kazâ edileceği

görüşü fetvaya esas olmuştur. Bununla birlikte son sünnetten sonra kazâ edilebileceği

görüşü de vardır. Böylece hem bir sünnet vakti içinde iki defa geri bırakılmamış hem de

son sünnetin yeri değişmemiş olur. Namazın tertibinin iki defa değişmemesi için bunu

uygun görenler de vardır. Cuma namazının ilk dört rek‘at sünneti hakkında da bu

öne alma veya geriye bırakma uygulaması geçerlidir. Terkedilen diğer sünnetler kazâ edilmez.

Başlandıktan sonra her nasılsa tamamlanmadan yarıda kesilen veya bozulan

herhangi bir nâfile namazın kazâsı gereklidir ve bu konu sünnetlerin kazâsı

konusuyla ilgili değildir. Meselâ öğle namazının son sünnetine başlamış olan

kimse cenaze namazını kaçırmamak için bu sünneti yarıda bıraksa, başlanmış

bir nâfile ibadetin tamamlanması gerektiği için, bu iki rek‘at sünneti kılması sünnet olmaktan çıkar, vâcip haline gelir.

Namaz belli vakitlerde yerine getirilmesi gereken bir farz olduğu için, bir özür

olmaksızın namazın vaktinde kılınmayıp kazâya bırakılması büyük günahtır

ve namazı kazâ etmek bu günahı kaldırmaz. Kaçırılan namazı kazâ etmek,

namazı terketme günahını kaldırır, fakat vaktinden sonraya bırakma günahını kaldırmaz.

Bunun için ayrıca tövbe ve istiğfar etmek gerekir.

Meşrû bir mazeret sebebiyle namazın kazâya kalması veya bırakılması günah olmaz.

Düşman korkusu veya bir ebenin doğum yapacak kadının başından ayrılması halinde

çocuğun veya annesinin zarar göreceğinden korkması meşrû birer mazerettir.

Nitekim Hz. Peygamber Hendek Savaşı’nda namazlarını tehir etmiştir.

Abdullah b. Mes‘ûd’un bu olaya ilişkin anlatımı şöyledir: “Müşrikler, Hendek Savaşı’nda

Resûlullah’ı dört vakit namaz kılmaktan alıkoydular. Nihayet, gecenin Allah’ın(cc)

 bildiği kadar bir kısmı geçtikten sonra Bilâl ezan okudu ve kamet getirdi;

Hz. Peygamber ikindiyi kıldırdı; sonra Bilâl kamet getirdi, Hz. Peygamber

akşam namazını kıldırdı; sonra kamet getirdi, Hz. Peygamber yatsı namazını kıldırdı”

(Buhârî, “Mevâkýt”, 36, 38; Tecrîd-i Sarîh Tercümesi, II, 535).

Bunu mazeret sebebiyle ikiden fazla namazın cem‘i olarak da değerlendirmek mümkündür

ve bu örnek saatlerce süren ameliyatlarda doktorlar için bir ruhsat kapısı oluşturmaktadır.

Uyku ve unutma gibi bir özür sebebiyle namazı geçen kimse günahkâr olmaz.

Çünkü Hz. Peygamber, uyku sebebiyle namazı kılamadıklarından şikâyet  edenlere  

şöyle  demiştir:  “Uyku  ihmal  değildir.  İhmal  ancak  uyanıklık halinde olandır.

Sizden biri namazını unutur veya uyku yüzünden kılamazsa, hatırladığı zaman onu kılsın

” (Müslim, “Mesâcid”, 311; Ebû Dâvûd, “Salât”, 11).

Ancak namazı kaçırmamak için vaktinde uyanmak üzere tedbir almak elbetteki uygun olur.

Hayız ve nifas hallerinde kadınlardan namaz borcu düşer. Yani kadınlardan bu

hallerinde namaz kılmaları istenmediği gibi, bu halde iken kılmadıkları namazları

daha sonra kazâ etmeleri de istenmemiştir.

Beş vakit namaz süresince ve daha fazla devam eden akıl hastalığı veya bayılma

yahut koma halinde namaz borcu düşer. Ancak bu durumlar beş vakit ve daha az

bir müddet devam ederse bakılır: Ayıldığı zaman abdest alıp, iftitah tekbiri alacak

kadar bir zaman kalmışsa o vaktin namazını kazâ etmesi gerekir.

Dinden dönmüş (mürted) kişinin, irtidat süresince veya daha önce kılmadığı

namazları kazâ etmesi gerekmez. Daha önce hac yapmışsa, yeniden bu görevi

eda etmesi gerekir. Müslüman toplumların dışında başka bir toplumda İslâm’a giren,

yani yabancı bir ülkede müslüman olan kimse namazın farz olduğunu ve nasıl kılındığını

öğreninceye kadar  mâzur sayılır. Çünkü böylesi bir durumda bazı emir

ve yasakların ayrıntılarını bilmemek mazeret kabul edilir.

KAZÂ NAMAZI NASIL İFÂ EDİLİR?

Hanefîler’e göre kazâya kalmış bir namaz, vakti içinde nasıl eda

edilecek idiyse daha sonra kazâ edilirken o şekilde kılınır.

Meselâ seferde iken 4 rek‘atlı bir namazı kaçıran kimse bunu ister

seferde isterse aslî vatanına döndükten sonra kazâ etsin, 2 rek‘at olarak kılar.

Aynı mantığın  gereği olarak, normal zamanda kazâya kalmış olan

4 rek‘atlı bir namazı sefer esnasında kazâ edecek olan kişi de  sefer

 haline  bakılmaksızın  bu  namazı 4 rek‘at olarak kaza edecektir.

Şâfiî ve Hanbelîler’e göre kazâ namazı kılınırken, kazânın yapılacağı

yer ve zaman dikkate alınır. Seferî olan kimse kazâya kalmış 4 rek‘atlı namazı

2 rek‘at olarak kazâ eder. Bu namazın seferde veya ikamet halinde iken kazâya

kalmış olması, hükmü değiştirmez. Seferde kazâya kalan namaz da,

ikamet halinde kazâ edilince dört rek‘at olarak kılınır.

Çünkü kısaltmanın sebebi olan yolculuk kalkmıştır.

Namazlar kazâ edilirken gizli okunacak namazda kıraat gizli yapılır.

Açıktan okunacak namazı imam kıldırırsa açıktan okur;

tek başına kılınırsa açık veya gizli okumak tercihe kalmıştır.

Namazı kazâ edecek kişi tertip sahibi ise, yani o zamana kadar 6 vakit

veya daha fazla namazı kazâya kalmamış bir  kimse  ise,  kazâ  namazı  ile

vakit namazı arasında sıraya uyması gerekir. Tertip sahibi değilse bu namazı kazâ etmeden diğerlerini kılabilir.

Tertip sahibi olan bir kimsenin bir farz namazını veya Ebû Hanîfe’ye

göre vâcip olan vitir namazını özürsüz yere veya hayız, nifas gibi namazı

düşüren nitelikte olmayan bir özür sebebiyle vaktinde

kılmamış olması halinde bu namazı ilk vakit namazından önce kazâ etmesi gerekir.

Meselâ tertip sahibi kimse sabah namazı vaktinde uyuyup kalsa

bu namazı öğle namazından önce kazâ etmesi gerekir.

Eğer öğle namazını önce kılarsa sıra gözetilmediği için bu namaz

İmam Muhammed’e göre fâsid olur.

Ebû Yûsuf’a göre ise namaz fâsid olmaz, fakat farzlıktan çıkıp nâfileye dönüşmüş olur.

Ebû Hanîfe’ye göre ise bu namazın sıhhati askıdadır.

Şöyle ki, kişi bundan sonra o sabah namazını kazâ

etmeden 5 vakit namazını daha eda edecek olursa bu altı vaktin hepsi de sahihe dönüşür.

Fakat böyle beş vakit namazını kılmadan kılamadığı o sabah namazını kaza ederse arada kılmış

olduğu vakit namazları fâsid olup yeniden kılınmaları gerekir.

Tertip sahibinin sıra gözetmesinin delili, Resûlullah’ın Hendek Savaşı’nda

4 vakit namazı kılamayınca bunları sıraya koyarak ve

vakit namazından önce kılmasıdır. İbn Ömer’in “Sizden her kim bir namazı kılamaz da,

ancak imamla birlikte namaz kılarken hatırlarsa namazını tamamlasın.

Bundan sonra unuttuğu namazı kılsın. Sonra da imamla birlikte kıldığı namazı iade etsin”

(Zeylaî, Nasbü’r-râye, II, 62) şeklindeki ifadesi de bu konudaki daya- naklardan biridir.

Tertip, 3 durumda düşer:

1. Kazâya kalan namazların sayısının

vitir dışında altı vakit ve daha fazla olması.

2. Vaktin hem kazâ hem de vakit namazı kılmaya yetmeyecek kadar

sıkışık ve dar olması. 3. Vakit namazının kılınışı sırasında kazâya kalmış namazı olduğunun hatırlanmaması.

Tertip düştükten sonra, kazâ için belirli bir vakit kalmaz; mekruh vakitler

dışında istediği zamanda kazâ namazı kılınabilir. Mekruh vakitlere girmemesi şartıyla,

sabah namazından ve ikindi namazından sonra da kazâ kılınabilir.

Kazâya kalmış namazları kazâ ile meşgul olmak, nâfile namaz kılmaktan önemli ve önceliklidir.

Hanefî mezhebinde tasvip  edilen  görüşe  göre, vakit namazlarıyla birlikte kılınan düzenli

nâfileler (revâtib sünnetler) bunun dışındadır. Yani revâtib sünnetlere de riayet gösterilmeli  

ve  bu  sünnetler, kazâ namazı kılmak gerekçesiyle terkedilmemelidir.

Fakat üzerinde kazâ namazı bulunan kimselerin bunlar dışında teheccüt,

tesbih gibi diğer nâfile namazları kılması uygun değildir.

Üzerinde çok sayıda kazâ namazı bulunan, meselâ namaza geç yaşlarda başlamış

olan kişi, geçmiş namazları kazâ ederken “Vaktine yetişip de kılamadığım

ilk sabah /ilk öğle /ilk ikindi /ilk akşam /ilk yatsı namazını kılmaya” şeklinde

niyet edebileceği gibi, “Vaktine yetişip de kılamadığım son sabah …

namazını kılmaya” şeklinde de niyet edebilir. Böylece hangi namazı kazâ

ettiği bir ölçüde belirli (muayyen) hale gelmiş olur.



Kaynak: İslam İlmihali 1, TDV Yayınları
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.