Öne Çıkanlar 2016 - 2017 İngilizce temel dini bilgiler 11.sınıf 1.dönem 1. yazılı soruları yeni müfredat Hedef Türkiye AKPde İstifa

Freud Kapitalizm ve İslam






“Bilinçaltı” denince akla ilk gelen isim, hiç şüphesiz Avusturyalı

psikolog Sigmund Freud (ö. 1939)’tur.Freud,

rüya analizi ve serbest çağrışım tekniğini kullanarak, insanın geçmişteki etkili cinsel

ve saldırgan dürtülerini yüzeye çıkarmayı hedeflediği psikanaliz yöntemiyle,

insan zihninin “bilinçdışı” adı verilen gizli kalmış bölümünü keşfetmeye çalışmıştır.

Freud bu çabalarının sonucunda, zihnin derinliklerinde saklı ilkel ve saldırgan

güçleri kontrol eden bir bariyer olduğunu dile getirerek, bu engelleyici gücün

insanların duygularını bastırdığını ve söz konusu potansiyelin kontrol edilemediği takdirde,

birey ve toplumun kaosa sürükleneceğini ileri sürer.

Kısa sürede farkındalık oluşturan ve Freud’u hatırı sayılır bir üne kavuşturan

psikanaliz yöntemi, gücü elinde bulunduran odakların iştahını kabartmış

ve bu merkez kimlikler, kalabalıkları kontrol edip hâkim unsur olabilmek için

bahsi geçenmetodu kullanmak istemişlerdir. Bunların başında da Viyana’da yaşayan amcası

Freud’un, kendisine hediye ettiği Psikanalize Giriş kitabından etkilenerek

bu alana yoğunlaşan yeğen Edward Bernays (ö. 1995) gelir. Kendi içinde

tutarlı bir düşünce sistematiğine sahip olanFreud’a nispeten Bernays,

kliniğe hasredilen psikanaliz yöntemini topluma yaymış ve kitleleri

maniple etmek için hassasiyeti yüksek yöntemlere başvurarak kapitalizmi hortlatmıştır.

Zira Bernays, piyasadaki ürünleri insanların bilinçdışı arzularıyla ilişkilendirerek,

ihtiyaçları olmayan şeyleri onlara aldırmak için hangi ikna yöntemlerinin kullanılması gerektiğini

Amerikan şirketlerinin kulağınafısıldayanilk kişidir.

Amerikan’ın sosyal ve siyasi tasarruflarının makyajını yaparak, ortaya

çıkan malzemeyi tüm dünyaya pazarlayan psikanalist Bernays,

günümüzde yaygın bir şekilde kullanılan “halkla ilişkiler” kavramını

ortaya atan ilk kimsedir aynı zamanda. Bu durumun bir yansıması olarak Bernays,

her bireyin farklı kişilik yapısında olduğunu fakat toplumsal uyma davranışının

pratik sonucu olarak tek tip davranış kalıbının kişilere sunulduğunu belirtip,

insanın fantastik kişilik özelliklerini yansıtamadığından yakınır.

Bu serzenişin çıkış noktası isekapitalizmin ekmeğine yağ süren ve

İslam’ın da şiddetle karşı duruş sergilediği ferdiyetçilik düşüncesidir.

Bilginin, davranışı kontrol altına aldığını ve insanların karar aşamasında

birçok değişkenden etkilendiğini belirterek, “zihin okuyan adam” olarak

nam salan ve önemli bir reklam/pazarlama sihirbazı addedilen Bernays, i

nsan duygularıyla piyasadaki ürünler arasında irrasyonel bir bağlantı kurmuştur.

Diğer bir ifadeyle, zihnin derinliklerindeki bencil arzuları kontrol etmenin biricik yolu

olarak gördüğü psikanaliz yöntemi, insan yığınlarını birer uslu çocuk haline getirip

“tüketen insan modeli” oluşturmak için Bernays’ın görünmez kahramanı olmuştur

. Bu itibarla,ürünlerin psikolojisini de okuyan Bernays’a göre, bir ürünü satın alma

hikâyesinin altında, ihtiyacın aksine kişinin kendisini daha iyi hissetme ve bun

u başkasına gösterme düşüncesi yatmaktadır. Hal böyleyken, insan zihninde oluşturulan

bu imgesel ilişki sonucunda, başlangıçta ortaya çıkan müspet hava, aslında

sonun başlangıcını haber vermektedir. Dolayısıyla, sözü edilen geçici iyilik

halinin sonucu, kişinin tüm benliğini kaplayan mutlak pişmanlık ve hüsran olacaktır.

Sabitelerin yerine gerçeküstü duygulanımı merkeze alan Bernays, toplumu

ihtiyaç kültüründen arzu ve haz kültürüne evirmenin ilk basamağında,

kendisine ikincil bir rol biçildiğini düşündüğü kadına yönelmiştir

. Acıkan kapitalist organizmayı doyurmak için erkeğe nispetle daha

duygusal bir donanımda olan kadına ait tabuların yıkılması gerektiği

düşüncesinden yola çıkan Bernays, kadını tam manasıyla nesneleştirmiştir.

Bu doğrultudaki ilk hamleyi, bilinçaltında erkeğin cinsel uzvunu temsil ettiğini ileri

sürdüğü zararlı alışkanlık sigara konusunda yapmıştır. Buna göre, sigara içen

kadın da mecazi olarak erkekleşecek ve böylece erkek hegemonyasına kafa tutup

özgürleşebilecekti. Buna mukabil aynı sistem tarafından, erkeğin zihin dünyasına da

cinsel gücü ile özdeşleştirilen araba gibi dominant nesneler sunulmuş ve böylece

eşrefü’l-mahlûkât olan insan, eşya ile aynı seviyede konumlandırılmıştır.

Derinlere inildiğinde, tüm bu çabalarınarka planında Freud’un, insanın

tekâmüle kabil olmayan vahşi bir hayvan olduğu önermesini görmek mümkündür.

Meseleye ahlaki açıdan yaklaşıldığında, belli mihrakların çıkarlarını ihya etme adına,

içinde olup biten her şeyi dışa vurması istenen ve güçlü/özgür birey imajıyla

ifsat edilen kadın özelindeki toplum, moda anlayışa hizmet eden tüm ürünlerle

her geçen gün kan kaybetmeye devam etmektedir. Nitekim Barbie bebeklerle

yetiştirilen dünün kız çocukları, bugün moda dergilerinin tutkulu takipçilerinden olmuştur.

Günümüzde vizyona dair ortaya konan her resmin altında da şüphesiz aynı imza vardır.

Tam da bu noktada ifade etmek gerekirse, “Enceşe hadisi”(bkz. Müslim, Fedâil, 70

(2323); Nesâî, Amelü’l-yevmve’l-leyle, 182; Dârimî, İsti’zân, 65;

Ahmet b. Hanbel,Müsned,  XXI, 80) ile kadınların birerbillur cam olduğunu belirtip,

onlara kırmadan nazikçe davranmanın öneminden bahseden Hz. Peygamberin

(s.a.s.) ümmetinemensup kadınların ruhları, bugün tahrip gücü yüksek ağır bir bombardıman altındadır.

Zira popüler rüzgârların yönünü tayin ettiği moda anlayışı, Kur’an’ın “kânitât”

(itaatkâr) (bkz. Nisâ, 4/34) olarak tavsif ettiği kadını, her geçen gün daha da

hoyratlaştırmakta ve erkekle arasındaki fıtrî makası daraltmak istemektedir.

Diğer taraftan, psikanalist ve kapitalist birlikteliğin ortak bakış açısına göre,

tüketim toplumu oluşturmanın en önemli adımı, yerleşik elit tüketiciye ilaveten,

sıradan insanların da duygularına hitap ederek onların değerli olduklarını ihsas ettirmek

ve bu kırılgan kesimi oyuna dâhil etmektir. Dolayısıyla, başlarda kudretli bir avuç

azınlığa hitap eden bu hedonist anlayış, sonraki süreçte imkân sahibi olmayanları da

daha fazla çalıştırarak yarıştan koparmama gayesi gütmüştür.

Böylece, bahse konu yapının var ettiği küresel rantlobilerinindünya sakinleri üzerine attığı

zaman ayarlı sismik bombalar, bereketin alın teri ile özdeşleştiği ve

finansal matematiğin iki kere ikinin dört sonucunu vermediği toplumlarda,

değişimin fitilini ateşlemiştir. Neticede bugün, bereketin fön rüzgârlarının yerini,

para hükmündeki küçük bir kartta koparılan kısa süreli fırtınalar almıştır

. Özetle, tikel varlık olan insanı, birey olmaktan çok kitlesel sermaye olarak

görenkapitalizm, günümüzde irrasyonel dokunuşlarla insan balyalarını peşinden sürüklemeye devam etmektedir.

Maddeyi önceleyip manayı elinin tersiyle iten kapitalizmin ağına düşen beşerin

bilinçaltındaki karanlık dehlizlerde dolaşıldığında, onun maddeye olan aşırı muhabbetinin,

aslında menfaat ilişkisine dayanan göstermelik bir sevgi olduğu görülür.

Zira fakirin hakkını vermeyen, her gece yatmadan saydığı sermayesi sebebiyle

şizofren bir ruh haline bürünen ve hayatı bu dünyadan ibaret zanneden söz

konusu tipolojinin zihin kıvrımlarında, sonsuzluğa ulaşma yani ölümsüz olma

düşüncesi oluşturmaktır. Fakat insan-mal ilişkisinin detaylandırıldığı Hümeze Sûresi’ndeki;

“O, malının, kendisini ebedileştirdiğini sanır.” (Hümeze, 104/3) ayetiyle

boşa çıkarılan bu yanılsama, yerini dünya ve ahiret birikimleri ile ilgili iflası ilan edilen derin bir pişmanlığa bırakır.

Hz. Peygamberin ifade ettiği üzere, “malım, malım” diye dil döküp durduğu

halde yiyip tükettiğinden, giyip eskittiğinden ve sadaka verip gönderdiğinden başka,

bu dünyaya dair aidiyet numunesi bulunmayan insan (bkz. Müslim, Zühd ve Rikâk, 3 (2958);

Nesâî, Vesâyâ, 1; Ahmet b. Hanbel, XXVI, 234), maddeye meftun oluşunun anlamsızlığını

ilahi hakikat ölümle idrak edecektir. Öte yandan, her şeyde olduğu gibi madde ile mana

arasında da orta yolu takip eden İslam, kişinin dünyadaki nasibini unutmaması

gerektiğini belirtirken (bkz. Kasas, 28/77), aynı zamanda bu yolculukta yoldan

gelip geçen bir garipyolcu tavrını takınması gerektiğini söyler (bkz. Buhârî,

Rikâk, 3; Tirmizî, Zühd, 25; İbnMâce, Zühd, 3; Ahmet b. Hanbel, VIII, 383).

Zaten yaşamın konu edildiği bu oyun ve eğlencenin bir gün biteceğinin

farkında olan insan, anayolu bırakıp tali heyecanlar aramaz.

İnsan nefsi de maddeye dair her unsur gibiyükselmek, yukarılara çıkmak ister.

Onun bu çıkışlarını bastırıp kontrol altına almak da akıl sahiplerinin kârıdır

. Nitekim Hz. Peygamberin; “Akıllı kimse, nefsini aşağılayan ve ölüm sonrası

için çalışan kimsedir…” sözü (Tirmizî, Sıfatü’l-kıyâme, 25; İbnMâce, Zühd,

31; Ahmet b. Hanbel, XXVIII, 350), vaziyeti özetleyen ve zihinlerde soru işareti


bırakmayan ibretli bir ders niteliğindedir.Bu bağlamda, insanın maddeyle olan

münasebetine; “…Yiyin, için fakat israf etmeyin…” (A’râf, 7/31)ve “Eli sıkı olma,

büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır ve çaresiz kalırsın.” (İsrâ, 17/29) ayetleri

ile ölçü getiren İslam, dünya hayatında zarûriyyât ve hâciyyât merkezli bir yaşam

şekli sunarken, insanın arzu ettiği her şeyi bulabileceği cennet tasviriyle de

(bkz. Yâsîn, 36/57) ahirete dönük kanaatkâr, umutlu ve dinamik bir mümin portresi çizmektedir.

Dinî literatürdekötülük, kalbin rahatsız olduğu ve başkalarının muttali olmasından

hoşlanılmayan şeydir (bkz. Müslim, Birr ve Sıla, 14 (2553); Tirmizî, Zühd, 52).


Bu sebeple, kişinin kendine ait bazı hususi alanlarının olması da pek tabiidir.

Fakat insan zihninin derinliklerinde, yaş/kuru ne varsa bulup ortaya çıkaran psikanalizm

, dinin mahremiyete dönük tüm umdelerini yıkmakla kalmamış, maddeyle yapmış

olduğu işbirliğiyle de anlam boyutu ağır basan insanı mekanikleştirmiştir.

Buna mukabil, insanı mana cihetiyle muhatap alan, vesilenin aksine makâsıt

açısından konumlandıran ve eşyayı ona boyun eğdiren İslam, düğmeye basarak

kitleleri harekete geçiren kapitalizmin psikolojik akıl oyunlarına karşı bugün

olduğu gibi yarın da en büyük sığınaktır. İşte, büyük fotoğrafı görerek yürüme

mesafesindeki bu sükûnet yurduna koşar adım ilerleyen insan, içindeki fıtrî

potansiyeli harekete geçiripbir an önce dünya-ahiret terazisini kuracak ve

asıl bonusları o zaman kazanacaktır.




Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.