Öne Çıkanlar Merkez Bankası Fenerbahçe ve Galatasarayın Rakipleri 2.Lig Kırmızı Grup ! 8.Hafta Maç Sonuçları AKPde İstifa süper lig

Evrensel Hafızlar Derneği ( EHAD )'den Dünya Hafızlar Haftası Dolayısıyla Diyanet'e Ziyaret





 

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez

Evrensel Hafızlar Derneği (EHAD) Başkanı

Harun Aytaç ve Yönetim Kurulu üyelerini kabul etti.

İçinde bulunduğumuz üç ayların ilk haftasının ‘

Dünya Hafızlar Haftası’olarak kutlanmasından dolayı gerçekleştirilen

ziyarette dernek Başkanı ve yönetim kurulu üyeleriDiyanet İşleri Başkanı

Görmez’e hafta içerisinde gerçekleştirilecek faaliyetler ve derneğin çalışmaları hakkında bilgi verdi.

Başkan Görmez, ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getirerek hafızlar için 3 nasihatte bulundu.

Hafızların Kuran’ı Kerim’i sadece ezberlemekle kalmayıp fem-i muhsin,

fehmi muhsin ve

hulki muhsin hafızlar olarak kendilerini yetiştirmeleri gerektiğini vurguladı.

Güzel bir kıraat, güzel bir anlayış ve güzel bir ahlak ile hafızlığın

tamamlanmasına işaret eden Başkan Görmez, hafızlığın önemine işaret etti.

Evrensel Hafızlar Derneği Başkanı Aytaç ise Başkan Görmez’e

hafızlık yolu motivasyon eğitimi,

hafızlık kampı,

hatimle teravih namazı kıldırmaya teşvik gibi çeşitli çalışmaları hakkında bilgi verdi.

http://www.dinihaberler.com/


 

#KuranıKerimeHizmetŞereftir
#Ehad
#EhadGm
#GençAdam
#Hafız
#Kuran
#HafızlarBilgiSistemi
#HafızlarBuluşuyor
#OnuncuYıl
www.ehad.org.tr












 

HAFIZLIĞIN FAZİLETİ

Kimdir hafız?

“Hafız” Arapçada “koruyan, ezberleyen” anlamına gelir.

Zira o, “korumak, ezberlemek” anlamına gelen “hıfz” kökünden türetilmiş güzel bir sıfattır.

Kur’an-ı Kerim’in tamamını ezbere bilen kişiye “Hâfız” diyoruz. Hafızlık,

ülkemizin de içinde bulunduğu kutlu İslamcoğrafyasında daima önemsenmiş,

hafızlara her zaman büyük bir kıymet verilmiştir.

Resulullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimizin “Ümmetimin en şereflileri Kur’ân’ı ezberleyenlerdir”

hadisi şerifinin  müjdesine mazhar olmak, başlı başına hafızlığın mükâfatıdır.

Bu söze muhatap olmak için hafız olunur. Zira hafızlık, vahyi muhafaza etmek ve satırdan sadıra damıtmaktır.

Kur’an’ı kerimi ezberlemek, hafızlığın ilk ve en zor aşamasıdır.

Fakat hafız olmak kadar hıfzı muhafaza etmek de bir o kadar önemlidir.

Kur’an’ı kerimi unutanı, Kur’anı kerimle  amel etmeyeni, dünyanın süsüne kanıp aldananı,

Kur’anı kerimde  unutur ve yevm-i mahşerde aleyhine şahitlik eder.

Üstazım süleyman hilmi k.s hazretleri şöyle buyururlar

 KURAN İLMİ ÖYLE NAZLI BİR İLİMDİRKİ SEN ONA BÜTÜN BENLĞİNİ VERECEKSİNKİ O SANA BİR

CÜZÜNÜ(parçasını) VERSİN.onun için ilmi kuran ile uğraşan talip bütün benliğini ona vermelidir yoksa uçar gider.

Hafızlığın mükâfatı cennette ‘Cemalullah’la şereflenmektir. Hafızlar, mukaddes kitabı sadece dillerinde değil,

gönüllerinde de taşırlar. Onların fikri de, zikri de, şükrü de Kur’anîdir. Ahdine sadık kalandır onlar…

Kur’an’ı kerimin  rahmanî ikliminde felaha ve salâha erenlerdir.

Hafızlar, mukaddes vahiy yükünü taşımaktadır. Onlar hak ve hakikat davasını,

yorgun sırtlarına yükleyip dik yokuşları çıkanlardır.

Buna rağmen, milli şairimizin  diliyle “Bu yük senden Allah’ım, çekeceğim,

naçarım/Senden sana sığınır, senden sana kaçarım” diyebilenlerdir.

Onlar, kutsal bir çilenin gönüllü hamallarıdır bu ne güzel bir yüktür.

Ağır bir yükün altında olmalarına rağmen, hallerinden de şekva etmezler.

Peygamber Efendimizin saçlarını ağartan Hûd Suresi’ndeki “

Festakim kemâ umirte (Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!..)” ayeti

onların sırtını da iki büklüm etmiştir. Onlar, bu emri hakkıyla yerine getirenlerin,

sonsuza dek kalacakları yerin cennet olduğunu düşünerek soluklanırlar.

 

Kur’anı kerim  hayat rehberidir

Kur’anı kerimi  okumak “En Sevgili”yle konuşmaktır; bir anlamda

Cenâb-ı Hakk’ın huzuruna çıkmaktır. Onun içindir ki hayatın en zevkli demleridir

Kur’an’ı kerimle  geçen dakikalar… Namaz kıldığımız ve Kur’anı kerim  okuduğumuz vakitler,

hz.Allah’a(CC) en yakın olduğumuz zamanlardır. Bunu en çok yaşayanlar da hiç şüphesiz ki hafızlardır.

Bunun emsalsiz tadını en çok onlar bilir.

Hafızlar, Kur’an âşığı insanlardır. Onların gönülleri Kur’an’ı kerimle cilalanmıştır;

nazarları Kur’an’ı kerimin nuruyla keskinleşmiştir.

Hafızlar, zihinlerini ilahî kelamla süslerler. Her hayrın başı olan besmele,

onların altın anahtarıdır. Kur’anı kerim  sarayından içeri, ancak o altın anahtarla girilir.

Hafızlık, manayla lafzın aynı gönülde birleştirilmesi, bir anlamda mayalanmasıdır.

En iyi hafız, Kur’an’ı kerimi  sadece lafzıyla değil, manasıyla da buluşmuş olan insandır. 

Zira Kur’an’ı kerimin  manasıyla buluşmayan, onu içselleştirmeyen,

gerçek anlamda Kur’an’ı kerimle buluşmuş sayılamaz.

 

Hafızlık bir gönül işidir; Kur’anı kerimi sevgisini iliklerine kadar hissetmektir.

Dünya ile olan ilişkilere belli bir mesafe koymaktır. Hiçbir dünyevî beklentisi olmadan dirsek çürütmektir.

İnsanların kuştüyü yataklarında uyudukları bir zamanda, rahleyi önüne alıp gece yarılarına kadar

Kur’an’ı kerimle sırdaş olmaktır. Tefekkür edip gözyaşlarıyla temizlenmektir.

Dağların taşıyamayacağı ağır bir yükü yiğitçe sırtlamaktır.

Onun içindir ki yüce kelamın her harfi, onların kurtuluşu için şahitlik edecektir.

Zira onlar, Kur’an’ı kerimi her bir harfini yüreklerine nakşetmişlerdir.

Onlar, Kur’an’ı kerimin  canlı şahitleridir. İlahî kelam, onların diline ne de yakışır.

Kıraat ve tilavet farkı

Hafızlar, Kur’an’ı kerimi tilavet eden değil, kıraat eden seçkin insanlardır.

Zira ‘kıraat’ anlamak için, ‘tilavet’ ise aktarmak ve duyurmak için okumadır.

Oysa aslolan anlamak için okumadır. Efendimiz bir hadisi şeriflerinde  

“Eşrâfu ummetî, hameletu’l-Kur’an (Ümmetimin en şereflileri, Kur’an’ı taşıyanlardır)” buyurur.

Buradaki ‘taşımak’ sadece Kur’an’ı kerimi ezberlemek değil, aynı zamanda onunla amel etmek,

onu hayatı çepeçevre kuşatan unsur haline getirmektir.

Zira Kur’anı kerim mezarlara okunmak için gönderilmemiştir,

o dirilere nasihat etmektedir.Nitekim milli şairimiz m.akif ersoy bu durumu dizelere ne güzel nakşetimiş.

İbret alınmaz her gün okuruz ezbere de;
bir ibret aranmaz mı ayetlerde ?

Ya okur geçeriz bir ölünün toprağına
Ya açar bakarız nazm-ı celilin yaprağına

İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin
Ne teze mezara okunmak ne fal bakmak için

İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin
Ne duvarlara asılmak ne el sürülmemek için

İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin
Ne tezhip ne sülüs ne hat yazmak için

İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin
Ne tapınak ne nutuk ne vaaz dini için

İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin
Ne meslek kaygıları ne kariyer hesapları için

inmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin
Ne erkeği yüceltmek ne kadını aşağılamak için
Ne Araba paye vermek ne Acemi hor görmek için

Rabbimiz, katından gönderdiği vahyi anlamanın ve onunla amel etmenin

önemiyle ilgili olarak şu çarpıcı ayeti kerimeyi göndermiştir:

“Tevrat’ı taşıma sorumluluğu kendilerine verilip de sorumluluğunun gereğini yerine getirmeyenlerin durumu,

kitaplar yüklenmiş (fakat sırtındaki yükün değerinden bîhaber olan) eşeğin durumu gibidir.” (Cuma; 5)

Hafızlık hz.Allah’a (CC) dost olmaktır

Hafızlık, dünya durdukça hiç sönmeyecek rahmanî bir meşaledir.

Hafızlar, adları hep Kur’an’ı kerimle  anılan bahtiyar insanlardır.

Onlar Kur’an’ı kerimin  nidasıyla ve nefhasıyla, geceleri gündüze tebdil eyleyenlerdir.

Onlar, Kur’an ahlakıyla ahlaklanan bahtiyar insanlardır.

Hafız-ı Kur’anı kerimin , nefsanî arzularına geçit vermeyendir.

Zira o izzetli ve iffetlidir. Küfrün bataklığa döndürdüğü bir dünyada,

Rabbimizin kitabına korkusuzca dört elle sarılandır. O, parayı, malı mülkü değil,

Kur’an’ı kerimi ve onun sahibi olan hz.Allah’ı dost edinendir. O, soğuk kış gecelerinde bile

rahlenin başında oturup sabır ve sebatla geceleri, nurlu seherlere devirendir.

O, insana vesvese veren şeytanın çirkin sesini bastırıp Kur’an’ı kerimin  diliyle konuşandır.

Zira o, zikrullahı diline pelesenk etmiştir. O, kalbiyle Rabbi arasında Kur’an’ı  kerimi rabıta kılmıştır.

Kur’anı kerim , hafızın tertemiz ruhuna giydirilen altından bir elbisedir.

Bu elbise, aynı zamanda manevî bir zırh hükmündedir.

Küfrün paslı kılıçları bu elbiseyi delip geçmeye muktedir değildir.

Kur’anı kerim, aynı zamanda hafızın başındaki billurdan taç hükmündedir.

Bu taç, hz.Allah katında kralların dünyevî makam ve mevkilerinden çok daha hayırlı ve de üstündür.

Kur’anı kerimi okuyan müminlerin misali…

Hafızlık, çölde gül yetiştirmek kadar zahmetli olsa da onun kokusu Nebevî iklimlerden gelir.

Hafızlar, zifiri karanlıklara doğan ayın on dördü gibidir. Hafızlar, geceyi aydınlatan kutlu kandillerdir.

Gönül göğünün yıldızlarıdır onlar… Hafızlar, tüm engellere göğüs gerip ashabın nurlu yolundan gidenlerdir.

Onlar, kutlu seherlerde bir güneş gibi doğarak dünyamızı ısıtırlar.

Hafızların serdarı Resulullah Efendimiz “Sizin en hayırlınız Kur’an-ı Kerim’i öğrenen ve öğreteninizdir.”

Diyerek, hafızlık müessesesini yüceltmiştir. Hafızlar, Resulullah Efendimizin sadık yoldaşlarıdır.

Onların Kur’an’ı kerime yaptıkları hizmetlerinin mükâfatını Rabbimiz misliyle verecektir.

Resul-i Ekrem Efendimizin, Kur’anı kerim  okumayla ilgili şu mübarek veciz sözü,

altın harflerle yazılmaya layıktır:
 “Kur’anı kerimi  okuyan mümin portakal gibidir:

Kokusu hoş, tadı güzeldir. Kur’anı kerim  okumayan mümin hurma gibidir:


Kokusu yoktur, tadı ise güzeldir. Kur’anı kerim okuyan münafık fesleğen gibidir:

Kokusu hoş fakat tadı acıdır. Kur’anı kerim okumayan münafık Ebû Cehil karpuzu gibidir:

Kokusu yoktur ve tadı da acıdır.” (Buhârî)

On dört asırdan beri bir harfi bile değişmeyen, manası âlemleri kuşatan Kur’anı kerim,

ilahî bir sevdaya düşen hafızların gönüllerinde açan vahiy çiçeğidir

. Onun satırlardan sadırlara taşınmasında hafızların rolü çok büyüktür.

Onlar, Kur’an’ı kerimin her bir ayetinin derin manasını ruhlarına giydirmişlerdir.

Pörsümeye yüz tutmuş ruhlar, böylelikle yeniden dirilmiştir.

“Huffaz-ı Kiram” dediğimiz hafızlar, Kur’an’ı kerimi gönül aynasına düşürenlerdir

; onu nesilden nesile aktaranlardır. Onlar, İslam’ın ve Kur’an’ı kerimin  ruhunu yaşatanlardır.

“Yaşayan ve yürüyen Kur’an” olarak niteleyebileceğimiz hafızlarımızı,

Allah(CC) başımızdan eksik etmesin; Rabbim onların sayısını kat kat artırsın.

Kur’anı kerim  onların dilinde çiçek çiçek açsın, serpilsin… (Amin)


Evrensel Hafızlar Derneği (EHAD) Erzurum Şubesi Etkinlikleri



Kur'an hafızların şefaat hakkı var mıdır? 

Hafızların, Kur'an ile amel ettikleri takdirde, kaç kişiye şefaat hakkı vardır?

Bu kişilerin akraba olması şart mıdır?



Kur'an'ı hakkıyla okumanın anlamı, onu yaşamak ve sanki yaşayan Kur'an olmak demektir.

Bu anlamda bir Kur'an okuyucusu, bunun mükafatını önce kendisi alacaktır.

Nitekim şu rivayet bu konuda hem Kur'an okumanın anlamını,

hem de onun nasıl şefaat edeceğini açıklaması açısından son derece önemlidir:

“... Canı çıkacağı zaman Kur’an gelir ve başının ucunda durur.

Onlar ölüyü yıkayıp işleri bitince Kur’an içeri girip kefeni ile göğsü arasına girer.

Kişi kabrine konu*lunca Münker ve Nekir melekleri geldiğinde Kur’an çıkar ve

onların arasına girer. Melekler Kur’an’a: "Bizi bırak onu sorguya çekmek istiyoruz." derler.

Kur’an: "Allah'a(CC) yemin olsun ki ben ondan asla ayrılmam!" der.

Öyle ki Kur’an her şeye müdahale eder, ta ki kişi cennete gi*rinceye kadar. 

Sonra da Kur’an: "Beni tanıyor musun?" der. Kişi: "Hayır tanımıyorum!" der.

Kur’an:"Gece gündüz beni okuduğun Kuran’ım! Seni şehvetle*rinden,

kötü şeyleri işitmekten, harama bakmaktan koruyanım.

Dostlar arasında beni en sadık dost olarak bulurdun.

Kardeş*ler arasında beni en sadık kardeş olarak bilirdin.

Sana müj*deler olsun, Münker ve Nekir sorgusundan sonra asla hiçbir keder ve üzüntü sana gelmeyecektir...”

(Haris, İbn-i Hacer el-Askalani, Metalibu Aliye, Tevhid Yayınları: 3/200/202)******

Peygamberimiz (asm), Kur'an-ı Kerim'in korunması ve tebliği konusunda gereken

hassasiyeti kendisi gösterdiği gibi, ashâbını da bu konuda yönlendirmiş;

Kur'an'ın ezberlenmesini ve öğretimini teşvik etmiştir. O (asm), Kur'an okuyan

ve onunla amel edenlerin gıpta edilecek kimseler olduklarını,(1) her harfine karşılık on sevap kazanacaklarını,(2)

okudukları âyetlerin kıyâmette onlar için birer nûr olacağını(3) ve derecelerini yükselteceğini,(4)

Kur'an'ın onlara şefaat edeceğini,(5) dünyada da kendilerini için huzur kaynağı olacağını(6)

ve ayrıca Kur'an dinlemenin de sevap kazandıran güzel bir davranış olduğunu(7) bildirmiştir. 

Kur'an öğrenen ve onu öğretenlerin en hayırlı kimseler olduklarını(8) açıklayan Allah'ın Elçisi (asm),

Kur'an'ı ezberleyen ve onunla amel eden hafızlara da ayrı bir değer vermiş ve

onların Allah'ın(CC) ehli ve seçkin kulları(9) ve meleklerle beraber olduklarını,(10)

cennete gireceklerini ve ayrıca aile fertlerinden cehenneme girmeyi hak etmiş on kişiye şefaat edeceklerini(11) bildirmiştir. 

Bütün bunlardan başka Peygamberimiz (asm)'in irşad, imâmet ve yöneticilik görevi vereceği kimselerde,

Kur'an'ı en çok bilenleri tercih etmesi de, bu konuya verdiği önemin delili olmaktadır. Meselâ O (asm),

Tebûk seferinde (9/630), Mâlik b. Neccâr Oğullarının sancağını Zeyd b. Sâbit'e vermiş ve:

"Zeyd, Kur'an'ı çok iyi bilir. Kur'an ise mukaddemdir (önde ve önceliği olandır)." buyurmuştur.(12)

"Kur’an okumaktan maksat O’nu anlamak, O’nu düşünmektir. O’nun inceliklerini bulmak,

O’nunla amel etmektir." Kur’an’ı ezbere bilen, ama O’nu anlamayan, içindekilerle amel etmeyen kimse,

harflerini ok gibi doğrultsa da Kur’an ehlinden değildir. Çünkü iman, amellerin en faziletlisidir.

İşte iman meyvesini verecek olan da Kur’an’ı anlayarak ve düşünerek okumaktır. 

Kur’an’ı ezberlemek, sadece muhafazası için değil hem dünya hem de ahiret saadetine ermek,

anne baba ve yakınlarımıza şefaat edebilme şerefine nâil olmaktır. 

Hz. Ali (ra) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

"Kim Kur'ân'ı okur, ezberler, helâl kıldığı şeyi helâl kabul eder, haram kıldığı şeyi de

haram kabûl ederse Allah, o kimseyi cennete koyar. Ayrıca hepsine cehennem şart olmuş

bulunan âliesinden on kişiye şefaatçi kılınır." (Tirmizî, Fedâilü'l-Kuran, 13; İbn Mâce, Mukaddime, 17.)

Bir başka hadiste ise şöyle denilmetedir:

“Günde iki yüz ayeti düşünerek okuyan birisi, kendi çevresindeki yedi kabire (ölen kimseye) şefaat edebilir.

” (el-Burhan (Zerkeşi), c.1, s.462; Kenz-ul Ummal, c.1, s.477.)

Buna göre, Allah dilerse sadece akrabalarına değil diğer müminlere de şefaat etme hakkı verebilir.

Önemli olan Kur'an'ı okumak, dinlemek, hafız olmak ve o Kur'an'a uygun olarak hayat sürmektir.

Dipnotlar:

1. Buhârî, Fedâilü'l-Kur'an, 17, 20; Müslim, Salâtü'l-Müsâfirîn, 243, 266-268.
2. Tirmizî, Fedâilü'l-Kur'an, 16; Dârimî, Fedâilü'l-Kur'an, 1.
3. Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, II/341.
4. Ebû Dâvûd, Vitr, 20; Tirmizî, Fedâilü'l-Kur'an, 18; İbn Mâce, Edeb, 52; Ahmed b. Hanbel, age, II/192, 471 ve III/40.
5. Müslim, Salâtü'l-Müsâfirîn, 252.
6. Ebû Dâvûd, Vitr, 20; Tirmizî, Kıraat, 12; İbn Mâce, Mukaddime, 17.
7. Buhârî, Fedâilü'l-Kur'an, 31; Müslim, Salâtü'l-Müsâfirîn, 247-248.
8. Buhârî, Fedâilü'l-Kur'an, 21; Ebû Dâvûd, Vitr, 14; Tirmizî, Fedâilü'l-Kur'an, 15; İbn Mâce, Mukaddime, 16.
9. İbn Mâce, Mukaddime, 16; Ahmed b. Hanbel, age, III/127.
10. Müslim, Salâtü'l-Müsâfirîn, 244; Ebu Dâvûd, Vitr, 14; Tirmizî, Fedâilü'l-Kur'an, 13.
11. Tirmizî, Fedâilü'l-Kur'an, 13; İbn Mâce, Mukaddime, 17.
12. Buhârî, Ezan, 54; Müslim, Mesâcid, 289-291.













BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

HAFIZLAR HAFIZI

MUHAMMED(SAV)
E SALAT VE SELAM OLSUN.

ALLAHÜMME SALLİ ALA MUHAMMED

“Kur’an hafızları başka gölge bulunmayan günde

nebileri ve seçilmişleri ile birlikte Allah(cc)’ın gölgesindedirler.”

Abdullah b. Mes’ud (ra):

“Hz Peygamber (sas) : Sizden birinizin:  Şu kadar, şu kadar ayeti unuttum” demesi ne kötü bir şeydir. 

Tersine o unutmadı, unutturuldu. Sizler Kur’an’ı okuyup hatırda tutmaya çalışın.

Çünkü Kur’an’ın, kişilerin göğsünden kaçıp gitmesi

develerin kaçıp  gitmesinden daha çabuktur.” buyurdu.” demiştir.   

Sahih-i buhari  1817. Hadis

Peygamber Efendimiz (sav);

“Hafız olanın annesine, babasına kıyamet gününde öyle bir taç giydirilecek ki.;

onun nuru, aydınlığı, güzelliği güneşten daha parlak olacak.

Siz onun sahibinin mükafatını düşünün” diyor.

Bir hafızın 7’den 70’e herkese şefaat edeceği,

hatta 10 kişiye kadar şefaat edeceğine dair hadisi şerifler ve buna benzer Peygamber Efendimiz (sav)’in tavsiyeleri var. 

PEKİ YA HAFIZIN KENDİSİ NASIL OLACAK MAHŞERDE

DENİLDİĞİNDE:GÜNEŞİ 2 ELİNİZİN ARASINA ALSANIZ

VE 1 ODAYA KOYSANIZ O ODA NASIL AYDINLANIRSA

EZBERLEDİĞİYLE  YAŞAYAN HAFIZLARDA ÖYLE MAHŞERİ AYDINLATACAK....

Aslında hafızlığın burada temel iki amacı var:

Biri, hafızlık yapıp gerçekten güzel sesinizle mukabele veyahut aşrı şerif okuyarak,

hatimli teravihle insanlara Kur’an’ı sevdirmek,

namazı sevdirmek gibi bir misyonunuz olabilir.

İkinci olarak da İslami ilim tahsilinde fıkıh, tefsir, hadis veya diğer İslami ilimlerden hangisini okuyacaksak;

bu noktada hafızlık ayetleri delillendirmek için,

o ilmi konunun çıktığı noktayı bilebilmek için o ayeti ezbere bilmek her zaman için bir avantajdır.

İlme güzel bir veri tabanı teşkil eder.

Aslında hafızlık bir veri tabanıdır.

Hafızlık bir ilim değildir.

Hafızlık ilim için gerekli olan data topluluğudur.

Bilgisayardaki Windows gibi düşünebilirsiniz.

Windows olmadan üzerine bir şey bina edemiyorsunuz, 

başka bir şeyler kuramıyorsunuz.

İşte bu noktada ben İslam alimi olacağım diyen bir insan için bir veri tabanıdır. 

Hâfızlık,

Fazileti ve Tarihteki Yeri Mumsema KUR’ÂN-I KERİMİ lafzen okumaya kıraat,

güzel okumanın usullerini öğreten ilme tecvid,

Kur’ân okuyan kişiye de kârî denir, çoğulu kurrâ’dır.

Kur’ân-ı Kerîmin tamamını ezberleyene de hâfız denir. 

Arapçada korumak, ezberlemek mânâsındaki “hıfz” kökünden türemiş bir sıfat olan hâfız,

Kur’ân-ı Kerîmi ezberleyen ve hâfızasında koruyan kişidir.

Hâfız sadece Kur’ân-ı Kerîmin kelimelerini, âyetlerini ezberleyen değil,

aynı zamanda onun mânâsını kalbine ve ruhuna nakşeden,

beynine alan ve gönül dünyasında sey-reden bir insandır.

Kur’ân’ı içine sindirmiş olan gerçek hâfız yürüyen ve konuşan Kur’ân demektir.

Hâfız kelimesine nisbet edilen el-Hâfız, Allah(cc)’ın güzel isimlerinden biridir

ve “Her yönden esirgeyip koruyan, insanların ve cinlerin bütün amellerini muhafaza eden,

asla zayi etmeyen” anlamındadır.

“Şüphesiz ki Kur’ân’ı ve onu koruyacak olan da

Biziz” âyetinde de ifade edildiği gibi Kur’ân’ın gerçek sahibi

ve koruyucusu o kelâmın mutlak sahibi olan Allah(cc)’tır.

Hâfızlar, Peygamberimizin (a.s.m.) özel iltifatına mazhar olan insanlardır: 

“Hâfız olup da Kur’ân okuyan kimse meleklerle beraberdir” hadisinde bildirildiği gibi,

hâfız her an meleklerle birlikte, meleklerin arasında, meleklerle içiçedir.

Çünkü meleklerin en çok ilgi duydukları olay,

Kur’ân’ın okunduğu ve dile getirildiği yerlerdir. 

Kur’ân’ı beynine nakşeden ve kalbine yerleştiren hâfızlar,

hem dünyada şerefli ve saygın insanlardır,

hem de âhirette akrabalarına ve yakınlarına şefaatçi olacaklardır.

Bu müjdeyi Efendimiz (a.s.m.) şu sözleriyle verirler:

“Kim Kur’ân okur ve onu ezberler, helâlini helâl kılar ve haramını haram kılarsa, Allah(cc)

, bu Kur’ân sebebiyle onu Cennetine koyar ve ailesinden

Cehenneme girmeyi hak eden on kişiye şefaat hakkı tanır.” 

Hâfızları Abese Sûresinde,sözü edilen sefere-i kirama benzeten

Peygamber Efendimiz (a.s.m.), hâfızların Cennette onlarla beraber olacağını müjdelemiştir. 

Peygamberimiz (a.s.m.) kendisine vahyolunan âyetleri ezberinde tutar

ve daha sonra Sahabilere okurdu.

 Kur’ân’ı hâfızasına nakşedip ilk muhafaza eden bizzat kendisidir, ilk hâfız odur.

Kıyamet Sûresinin 16. ve 17. âyetlerinde işaret edildiği gibi

Cenâb-ı Hak tarafından garanti edildiği şekilde

Peygamber Efendimiz (a.s.m.), aldığı vahyi derhal bellemiş oluyordu.

 Bu yönüyle hâfızlık bir Peygamber mesleğidir.

Peygamber Efendimiz (a.s.m.) her sene Ramazan ayındao zamânâ kadar

vahyedilmiş olanbütün Kur’ân’ı Hz. Cebrail ile mukabele ederdi.

Dünyasını değiştireceği seneye rastlayan Ramazan’da bu mukabele iki defa olmuştu.

Asr-ı Sâadette Hafızlık

Peygamber Efendimiz (a.s.m.) hayatta iken Sahabilerin çoğu

Kur’ân-ı Kerîmi ya tamamen veya bir kısmını ezberlemiş durumdaydılar.

Ancak Sahabiler içinde hâfız olanların sayısı kesin olarak bilinmiyor.

Fakat bazı olaylar dolayısıyla Sahabiler arasında çok sayıda hâfız olduğunu öğreniyoruz.

Meselâ hicretin 4. yılında meydana gelen Bi’rü Maûne Vak’asında 70 kadar hâfız Sahabinin,

Hicre-tin 12. yılında ise Yemame Savaşında bazı kaynaklara göre,

70; bazı kaynaklara göre ise 500, 700 veya daha fazla hâfız Sahabinin şehit 
olduğu rivâyet edilmektedir.

Peygamberimiz (a.s.m.) daha Mekke’de iken

Sahabilerden Hz. Erkam’ın evinde bizzat Kur’ân öğretimine başlamıştı.

Aynı şekilde hicretten iki yıl önce Birinci Akabe Bîatını müteakip

Mus’ab bin Umeyr’i, Evs ve Hazreç ka-bilelerinden Müslüman olanlara

Kur’ân öğretmek üzere Medine’ye göndermişti.

Peygamberimizin (a.s.m.), Müslümanlara Kur’ân öğretmek için indiği yere

“Dârü’l-kurrâ” denildiği gibi, hicretten sonra da Peygamberimizin mescidi Dârü’l-Kurrâ gibi kullanılmıştı

Mescidin suffesi İslâm tarihinde Peygamberimiz (a.s.m.) tarafından açılan

ve ilk yatılı Kur’ân kursu idi ve burada yüzlerce öğrenci vardı.

Bu Sahabilere Suffe Ashabı denirdi ve bizzat Efendimizin (a.s.m.) rahlesi ve dizi dibinde yetişiyorlardı.

Suffe Ashabının bir kısmı hâfızdı ve hep Kur’ân’la meşgul olurlardı.

Civar kabileler Peygamberimize (a.s.m.) gelip İslâmı öğretecek

hoca istediklerinde Peygamberimiz (a.s.m.) hâfız olan Sahabileri gönderirdi.

Peygamberimiz (a.s.m.), sayıları kırkı bulan vahiy katiplerine

ve hâfızlara özel önem vermiş, sağlığında Kur’ân-ı Kerîmi onlara yazdırmış,

İslâmı tebliğ için onları görevlendirmiş,

üstün zeka ve kabiliyetleri sebebiyle elçilik ve valilik görevlerine onları getirmiştir.

Hatta, Kur’ân’ın dört kişiden alınmasını tavsiye etmiştir. 

Salim, Muaz bin Cebel ve Ubey bin Ka’b.

İlk tabaka kurralar şu isimlerden meydana geliyordu:

1. Osman bin Afvan,

2. Ali bin Ebi Talib,

3. Ubey bin Ka’b,

4. Abdullah bin Mes’ud,

5. Zeyd bin Sabit,

6. Ebû Mûsa el-Eş’âri,

7. Ebû’d-Derdâ.

Hâfız olan Sahabiler, Mekke, Medine, Kufe,

Basra, Şam ve Mısır gibi merkezlerde ders vererek kendi kıraatlarını sonraki

nesillere aktaracak talebeler yetiştirmişlerdir. Meselâ Hz. Osman,

Muğire bin Şihab el-Mahzumi’yi yetiş-tirmiş,

Muğire de kıraat imamlarından İbn-i Amir’in hocalarından olmuştur.

Yedi kıraat imamı olan,

1. Nâfi,

2. İbn-i Kesir,

3. İbn-i Amir,

4. İmam-ı Âsım,

5. Hamza,

6. Ebû Amr,

7. Kisâî’nin

okuyuş tarzları genellikle Sahabe-i Kiram’dan Ubey bin Ka’b,

Zeyd bin Sabit, Ebû’d-Derda, Abdullah bin Mes’ud, Hz. Osman ve Hz. Ali’ye dayanır.

Hz. Ebû Bekir (r.a.), Kur’ân-ı Kerîmi tek cilt haline getirme görevini vahiy katipleri komisyonunca yapmıştır.

Hz. Ömer (r.a.), genç ve yaşlı kurra’yı meclisinde bulundururdu.

Hz. Osman (r.a.), Kur’ân-ı Kerîmin çoğaltılmasını

hâfızlar ve vahiy katipleri önderliğinde yapmıştır.

Hz. Ali (r.a.) ise, hâfızları ikram için evine davet ederdi.

Sahabeden Ümmü Varaka, Hz. Aişe, Hz. Hafsa ve Ümmü Seleme gibi hanımlar da hâfızlar arasında idi.

Abbasiler döneminde Harun Reşid’in hanımı Zübeyde’nin

üç yüz kadar hâfız cariyesi bulunmakta ve saraydan dışarıya “arı kovanı gibi” Kur’ân sesleri yayılmaktaydı.

Osmanlı Döneminde Hâfızlar

Osmanlı döneminde Kur’ân eğitimine ve hıfzına ayrı bir önem verilirdi.

Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde anlattığına göre,

o dönemde sadece İstanbul’da dokuz bin hâfız vardı.

 Bunların üç binini kadınlar
 oluşturuyordu.

Osmanlı döneminde bazı türbelerde sürekli Kur’ân okuyan hafızlar görev alırdı.

Meselâ Eyüp Sultan türbesinde görevli 72 hâfız vardı. 

Fatih Sultan Mehmet Hanın türbesinde ise 90 kadar hâfız, 

her biri günde 16 dakika Kur’ân okumak üzere her gün nöbetleşe türbeye gelirdi.

Bu sûretle 1481’den 1924’e kadar 443 yıl boyunca,

Fatih’in başucunda, bir dakika olsun Kur’ân sesi eksik olmamıştı. 


Aynı şekilde 1917’de Yavuz Sultan Selim Hanın

Mukaddes Emanetleri İstanbul’a getirmesinden itibaren Cumhuriyetin

ilk yıllarına kadar asırlarca 40 hâfız hiç ara vermeden Kur’ân okudular.

* * *

Ünlü ruh doktoru Mazhar Osman’ın, 

hastaları Kur’ân sesi ile tedavi
 etmesi orijinal bir buluştur.

Zira ruhun asıl gıdası, Kur’ân’ın lahutî sesidir, Davudî mizmarıdır.

Ülkemizde hâfızlık müessesesinin bir nizama bağlanması isteyen Ali Rıza Sağman’dır.

İlk Diyanet İşleri Reisi Rıfat Börekçi’nin zamanında 1933 yılına kadar

ancak dokuz tane resmî Kur’ân Kursu açılabilmişti. 


Bu sayı 1991 yılında beş bini aşmış,

2001 yılı itibariyle de bu sayının üç bin beş yüz 
civarındaydı.

Kur’ân Kurslarında hâfız olanlar için her ders yılı sonunda Diyanet İşleri Başkanlığınca tespit edilen bölgeler

ve merkezde imtihanlar yapılır.

Türkiye’de hâfızlık belgesine sahip en az 125 BİN  kişi olduğu tahmin edilmektedir.

HAFIZ OLABİLİR MİYİM İŞTE ÖLÇÜ:

Yine de ana ölçüleri size belirteyim, kendinizi test edin:


a- Bir sayfaya bakarak, en çok bir buçuk dakikada okuyabilmelisiniz.

Tecvit kurallarına riayet ederek ve hata etmeden bir buçuk dakikada okuyabilirseniz,

hafızlık için uygun standarta gelmiş sayılırsınız.

b- Bir gün sabah vaktinde bir sayfayı ezberlemeye çalışın.

Âyet âyet ezberleyin. İki ayeti ezberleyince ikisini birden birkaç kere okuyun.

Üçüncüyü ezberleyince üçünü birden… Bu şekilde bir sayfayı bitirin.

Sayfayı baştan sona kadar topluca da birkaç kere okuyun.

Ezberlediğinizi anlayınca bırakın.
c- O gece yatın. Sabah kalktığınızda, ezberlediğiniz sayfayı iki üç kere bakarak okuyun.

Sonra da ezbere okuyun. Yanlışsız okuyorsanız birinci kademe geçilmiştir.

d- Aradan birkaç gün geçtikten sonra bir sabah aynı testi tekrar yapın;

iki üç takılmayla aynı sayfayı okuyabiliyorsanız hafızlığınız için bir engel yok demektir.

Hafız Olmanın Yaşı

Hâfız olmanın belli bir yaşı yoktur.

Tâbiin ulemasın-dan Süfyan bin Uyeyne gibi 4 yaşında hâfız olanlar olduğu gibi,

60-70 yaşında hıfzını tamamlayanlar da olmaktadır.


2001 yılında gazetelerde yer alan bir habere göre,

İzmir Büyük Hatay Kız Kur’ân Kursu’nda,

torunu yaşındaki ta-lebelerle beraber
 yılmadan çalışmaya devam eden Bedia isminde bir hanım,

gençlerle beraber Kur’ân’ı hıfzetmenin mutluluğunu yaşamıştır.

MAŞAALAH BAREKELLAH


Hâfızlık merasimiyle diplomasını alan Bedia Hanım,

“Ben 5 yıldan beri hâfız olmak için çalışıyorum. Allah(cc9’tan çok istedim ve bana verdi.

Çok mutluyum. Gençlere bir mesajım var. Bu işe biraz olsun zaman ayırırlarsa,

inşâallah yarı yolda kalmazlar. Zamanlarını öldürmesinler ve gönülden isteyince,

Allah(cc9’ın kendilerini yarı yolda bırakmayacağına inansınlar” şeklinde konuşmuştur. 

RABBİM 78 MİLYON TÜRKİYEMİZDEKİ 125 BİN HAFIZIMIZA YÜRÜYEN KURAN ŞUURU NASİP EYLESİN.

SAYI ÇOK AZ NUFUSA GÖRE 4.SINIF VEYA 8. SINIF SONRASI ZEKİ EN AZ 1 ÇOCUĞUMUZU HAFIZ YAPALIM...

SOMALİ ÜLKESİNİN 11 MİLYON NUFÜSU VAR 1,5 MİLYON HAFIZI VAR...

HER AİLEDE EN AZ 1 HAFIZ OLSUN..ESSELAMU ALEYKUM VERAHMETULLAHİ VEBEREKATUH ..





























Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.