Öne Çıkanlar en güzel karne görüşleri Puan Durumu Müftülükler Kuran Okumasını Bilmeyen Kabe Yolcularına Kurs Açacak sivilceye çözüml caizmi isa (AS)

Diyanet , 17 Şubat 2017 Türkiye Geneli Haftanın Hutbesi ! Cuma Hutbesi 17.02.2017
         




CUMA AYETİ ile ilgili görsel sonucu
 
ASR SURESİ’NİN ÖĞRETTİĞİ HAKİKATLER

Aziz Müminler!

Yüce KitabımızKur’an-ı Kerim’de kısa ama anlamı oldukça derin bir sure vardır.

Bu sure, insanı ebedî hüsrandan kurtarıp bitmez tükenmez nimetlere ulaştıracak yolları özlü bir şekilde ortaya koymaktadır.

İşte bu sure, Asr Suresi’dir.[1]Asr Suresi, bizlere hayat veren beş hakikati öğretmektedir.

Geliniz bugünkü hutbemizde bu beş hakikate hep birlikte kulak verelim.

Aziz Kardeşlerim!

Asr Suresi’nin bizlere öğrettiği birinci hakikat, zaman bilincidir. İnsan, zamanla sınırlı bir varlıktır.

Yüce Rabbimiz, surenin hemen başında اِنَّ الْاِنْسَانَ لَف۪ي خُسْرٍۙ . وَالْعَصْرِۙ“Asra yemin olsunki,insan gerçekten ziyandadır.”buyurmuştur.

Zamanı insana şahit tutmuştur. Zirainsana verilmiş en büyük nimetlerden biridir zaman.

Dünyamızı güzelliklerle tezyin ederek ahiretimizi kazanmamız için bizlere emanet edilen en kıymetli hazinedir zaman.

Bu emaneti hoyratça tüketmek, şuursuz ve sorumsuzca beyhude bir ömür geçirmek mümine asla yakışmaz.

Bu, insan için en büyük hüsrandır. Kardeşlerim! Asr Suresi’nin bizlere öğrettiği ikinci hakikat, iman nimetinin önemidir.

Yüce Rabbimiz, اِلَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُواbuyurarak ziyanda olmaktan, hüsrana uğramaktan kurtulmanın

ilk şartının iman etmek olduğunu haber vermiştir. Zira imansız geçen bir hayat, zararın en büyüğüdür.

İman ise kalbin hayır ve güzelliklere, hak ve hakikate yelken açmasıdır. Kelime-i şehadeti,

kelime-i tevhidi gönülden söyleyen bir mümin, küfre karşı imanın; batıla karşı hakkın;

zillete karşı izzetin; zulme karşı adaletin yolunda yürüyeceğine dair kendisine ve Rabbine söz vermiştir.

Kötülüklerin değil, iyiliklerin yanında olacağını kabul etmiştir.

Kıymetli Kardeşlerim! Asr Suresi’nin bizlere öğrettiği üçüncü hakikat,salih amel bilincidir.

Rabbimiz, وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِbuyurarak bizi ebedi hüsrandan,imanımızla birlikte salih amellerimizin kurtaracağını bildirmiştir.

Salih amel, imanın davranışlara yansımasıdır, eyleme dönüşmesidir. İmanın hayat bulmasıdır.

Bizi Rabbimizin rızasına ulaştıracak her bir söz ve eylem,salih ameldir. Nasıl ki ihlasla yoğrulmuş olan namazımız, orucumuz,

zekâtımız, haccımız birer salih amelse her türlü imkânımızı insanlığın hizmetine sunmak da salih ameldir.

Mazlumlara, mağdurlara, kimsesizlere, yetimlere el uzatmak salih ameldir.

Göremeyenin gözü, işitemeyenin kulağı, tutamayanın eli, yürüyemeyenin ayağı olmak salih ameldir.

Huzurumuza, kardeşliğimize, değerlerimize sahip çıkmaksalih ameldir.

Kötülüğe engel olma ve iyiliği hâkim kılma gayreti salih ameldir.

Hadis-i şerifte geçtiği üzere insanlara eziyet veren bir şeyi yoldan kaldırmak salih ameldir.[2]

Kısaca salih amel, uygun amel demektir. Bu uygunluk, amelin Allah’ın(cc) rızasına,

insanın fıtratına ve toplumun maslahatına uygun olmasıdır.

Aziz Kardeşlerim!

Asr Suresi’nin öğrettiği ve bizi ebedi hüsrandan kurtaracak dördüncü hakikat,

وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّyani her daim hakkın yanında yer almaktır. Birbirimizi hak ve hakikate yönlendirmektir.

Hem kendimizi hem de kardeşlerimizi batıl, yalan, hile, fitne ve fesadın karanlıklarından korumaktır.

Rabbimizle, çevremizle, kâinatla ilişkilerimizde ne pahasına olursa olsun doğruluk ve istikamettenayrılmamaktır.

Kardeşlerim!

Asr Suresi’nin öğrettiği beşinci hakikat ise, وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِyani hak yolda sabrı kuşanmaktır.

Birbirimize sabrı tavsiye etmektir. Ancak unutulmamalıdır ki sabır, batıla katlanmak değildir.

Bilakis sabır, hak ve hakikat yolunda sebat etmektir.

Kardeşlerim!

Hutbemizi İstiklal Şairimiz Merhum Akif’in şu dizeleriyle bitirmek istiyorum:

Hani ashâb-ı kirâm, ayrılalım derlerken;

Mutlaka sûre-i ve’l-Asr’ı okurmuş bu neden?

Çünkü meknûn o büyük sûredeesrârı felâh,

Başta iman-ı hakikî geliyor, sonra salâh.

Sonra Hak, sonra sebat, işte kuzum insanlık.

Dördü birleşti mi yoktur sana hüsran artık.

 [1]Asr, 103/1-3. [2] Müslim, İman, 58.

Hazırlayan: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü
 



YENİ HUTBEYİ SİTEMİZDEN HEMEN OKUYABİLİR VE ÇIKTI ALABİLİRSİNİZ

HUTBE TIKLA İNDİR ÇIKTI AL PDF  >>>Asr Suresi.pdf

HUTBE TIKLA İNDİR ÇIKTI AL WORD>>>>Asr Suresinin .jpg.docx

CUMA NAMAZININ HANGİ REKATINDA NE OKUNUR

TÜM AYRINTILAR AŞAĞIDAKİ YAZIMIZDA

ZÜHRİ AHİRDE DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR!!!!!

 

CUMA NAMAZI 10 REKAT : 4 SÜNNET 2 FARZ 4 SON SÜNNET
 

Cuma Namazının Dört Rekat İlk Sünneti

  • 1. Rekat
  • "Niyet ettim Allah rızası için Cuma Namazının dört rekat ilk sünnetini kılmaya" diye niyet ederiz
  • "Allahu Ekber" diyerek  alır ve namaza başlarız
  • 'yi okuruz
  • Euzü-besmele çekeriz
  •  okuruz
  •  okuruz
  • 'ya gideriz
  • 'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar 'ye gideriz

Cuma Namazının İki Rekat Farzı

  • 1. Rekat
  • Müezzin Kamet yapar.
  • "Niyet ettim Allah rızası için Cuma namazının iki rekat farzını kılmaya. Uydum imama" diye niyet ederiz
  • "Allahu Ekber" diyerek  alır ve namaza başlarız
  • Sessizce 'yi okuruz.
  • Ayakta birşey okumadan imamı dinleriz. İmam  ve Kur'an'dan bir miktar ayet okur
  • 'ya gideriz
  • İki defa 'ye gideriz
  • Uyarı: Cuma Namazının farzı tek başına kılınamaz. Mutlaka İmama uymak ve İmamın arkasında cemaat olarak kılınmak zorundadır.

Cuma Namazının Dört Rekat Son Sünneti

  • 1. Rekat
  • "Niyet ettim Allah rızası için Cuma Namazının dört rekat son sünnetini kılmaya" diye niyet ederiz
  • "Allahu Ekber" diyerek  alır ve namaza başlarız
  • 'yi okuruz
  • Euzü-besmele çekeriz
  •  okuruz
  •  okuruz
  • 'ya gideriz
  • 'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar 'ye gideriz

Dört Rekat Zuhri ahir (Son öğle) Namazı

  • 1. Rekat
  • "Niyet ettim Allah rızası için vaktine yetişip henüz kılamadığım zuhri ahir (son öğle) namazını kılmaya" diye niyet ederiz
  • "Allahu Ekber" diyerek  alır ve namaza başlarız
  • 'yi okuruz
  • Euzü-besmele çekeriz
  •  okuruz
  •  okuruz
  • 'ya gideriz
  • 'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar 'ye gideriz

  • 3. Rekat
  • Ayağa kalkarak a dururuz
  • Besmele çekeriz
  •  okuruz
  • 'ya gideriz
  • 'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar 'ye gideriz

Cuma Namazının İki Rekat Sünneti (Vaktin Sünneti)

  • 1. Rekat
  • "Niyet ettim Allah rızası için iki rekat vaktin sünnetini kılmaya" diye niyet ederiz
  • "Allahu Ekber" diyerek  alır ve namaza başlarız
  • 'yi okuruz
  • Euzü-besmele çekeriz
  •  okuruz
  •  okuruz
  • 'ya gideriz
  • 'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar 'ye gideriz






Cuma namazının sahih olmasının şartlan nelerdir?

• Cumanın öğle vaktinde kılınması,

• Namazdan önce hutbe okunması,

• Cuma kılınan yerin herkese açık olması,

• İmamdan başka en az üç erkek cemaat bulunması (Hanefi mezhebine göre),

• Cuma namazını kıldıranın, devletin görevlendirdiği veya izin verdiği kişi olması,

• Cuma kılınacak yerin şehir veya şehir hükmünde olması.

Cuma namazı kimlere farzdır?

Şu şartları taşıyan kişiye Cuma namazı kılmak farz olur:

1. Müslüman olmak,

2. Akıllı olmalı,

3. Ergenlik çağına gelmiş olmak,

4. Erkek olmak,

5. Hür ve serbest olmak,

6. Mukim olmak (misafir olmamak),

7. Sağlıklı olmak,

8. Kör olmamak,

9. Ayakları sağlam olmak.

Cuma Namazının Hükmü

Cuma namazı, farziyyeti Kitap, sünnet ve icma ile sabit olan ve hutbeyi de ihtiva eden iki rekatlı,

cemaatle kılınan bir namazdır. Yüce Allah, 'Ey inananlar! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığında,

alışverişi bırakıp hemen Allah'ı anmaya koşun. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır.

Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allâh'ın(cc) lütfundan nasibinizi arayın.

Allâh'ı(cc) çok zikredin ki kurtuluşa eresiniz.' buyurmaktadır (Cumu'a 62/9-10).

Hz. Peygamber, 'Cuma namazına gitmek, ergenlik çağına ulaşmış her Müslüman'a farzdır.' (Nesâî, Cumu'a, 2; Ebû Dâvûd, Taharet, 129),

'Cuma namazını kılmayan birtakım kişiler, ya bundan vazgeçerler ya da

Allâh(cc) kalplerini mühürler de gafillerden olurlar.' (Müslim, Cumu'a, 12; Nesâî, Cumu'a, 2),

'Allâh(cc), önemsemeyerek üç Cuma'yı terk eden kişinin kalbini mühürler' (Ebû Dâvûd, Salât, 210; Nesâî, Cumu'a, 2) buyurmaktadır.

Cuma namazı, Hz. Peygamber döneminden günümüze kadar bütün Müslümanlarca kılınmış

ve bunun farz olduğu konusunda herhangi bir ihtilafa düşülmemiştir.
 
Cuma namazının hicretten önce farz kılındığına dair rivayetler bulunmakla birlikte,

Hz. Peygamber ilk Cuma namazını hicret esnasında Medine yakınındaki Rânûna denilen bir vadide kıldırmıştır.

Cumanın Sıhhat (Geçerlilik) Şartları

Fıkıh bilginleri, Cuma namazının geçerli olması için bazı şartlar ileri sürmüşlerdir.

Bu şartlardan hutbe, şehir ve cemaat şartlarının Kurulumuzca değerlendirilmesine ihtiyaç duyulmuştur.
 
1. Hutbe

Hutbe, Cuma ve bayram namazlarında, genel olarak, Allâh'a(cc) hamd,

Rasûlüne salât ve Müslüman'lara nasihatten oluşan konuşmayı ifade eder.
 
Hutbe Cuma namazının geçerlilik şartlarındandır. Cuma suresinin 9. ayetindeki 'Allâh'ı(cc) anma' ifadesini,

Hz. Peygamber'in hutbe ile ilgili hadislerini ve uygulamalarını göz önünde bulunduran müçtehitler,

hutbenin cumanın sıhhatinin şartı olduğunu ittifakla kabul etmişlerdir

(İbn Hümâm, Fethu'l-Kadîr, II/28; İbn Kudâme, el-Muğnî, III/170-171; Şirbînî, Muğni'l-Muhtâc, I/549; Kâsânî,

Bedâi'u's-Sanâ'î, II/195-198; Nevevî, Mecmû', IV/382383).
 
Hutbenin, Cuma vaktinde ve namazdan önce okunması gerekir. Zira Hz. Peygamber,

hutbeyi Cuma namazından önce okumuştur (Ebû Dâvûd, Salât, 240; Abdürrazzâk San'anî, el-Musannef,

III/222, H. No: 5413). Bu yüzden bütün fıkıh bilginleri hutbenin namazdan önce okunması gerektiği konusunda görüş birliği içindedirler.

Günümüze kadar uygulama da bu şekilde olmuştur (İbn Hümâm, Fethu'l-Kadîr, II/28; İbn Kudâme, el-Muğnî,

III/170-171; Şirbînî, Muğni'l-Muhtâc, I/549; Kâsânî, Bedâi'u's-Sanâ'î, II/195-198; Nevevî, Mecmû', IV/382383).
 
2. Şehir
İslâm bilginleri Cuma namazının sahih olması için, Cuma namazının şehir veya şehir

hükmünde bir yerleşim biriminde kılınması gerektiğini ileri sürmüşler,

ancak şehrin tanımı konusunda ihtilaf etmişlerdir.
 
Hz. Peygamber, ilk Cuma namazını, Mekke'den Medine'ye hicreti esnasında

Salim b. Avf oğullarının ikamet ettiği Rânûnâ adı verilen bir vadide kıldırmıştır

(İbn Hişam, es-Sîretü'n-Nebeviyye, III/22).

Buna göre, farzı eda edecek sayıda cemaatin bulunduğu mezra, köy, belde, şehir gibi büyük

veya küçük tüm yerleşim birimlerinde kılınan Cuma namazı sahihtir.

Nitekim Diyanet İşleri Reisliği Müşavere Heyetinin (Din İşleri Yüksek Kurulunun)

16/04/1933 tarih ve 190 sayılı kararında da bu husus vurgulanmıştır.
 
3. Cemaat

Cuma namazının sıhhat şartları arasında ileri sürülen cemaat şartı; cemaati oluşturan en az kişi sayısı

ve bir yerleşim biriminde birden fazla yerde Cuma namazının kılınıp kılınamayacağı şeklinde iki yönden ele alınmıştır.

a) Cemaati oluşturan en az kişi sayısı

Cuma namazının sahih olması için cemaatin şart olduğu konusunda bütün bilginler ittifak etmekle birlikte,

gerekli asgari sayının kaç olduğu hususunda farklı görüşler belirtmişlerdir.
 
Hanefi Mezhebinde, Cuma namazının kılınabilmesi için, Ebu Hanife ve Muhammed b. Hasen eş-Şeybânî'ye göre,

imamın dışında en az üç, Ebû Yusuf'a göre ise, iki kişinin bulunması gerekir (İbn Hümâm, Fethu'l-Kadîr, II/31;

İbn Abidin, Reddu'l-Muhtâr, I/545). Şafiî ve Hanbelîlere göre, en az kırk (Şafiî, Ümm, I/328; Nevevî,

el-Mecmû', IV/353; Şirbinî, Muğni'l-Muhtâc, I/545; İbn Kudâme, el-Muğnî, III/204); Malikîlere

göre de on iki kişinin bulunması şarttır (Huraşî, Şerhu Muhtasari Halîl, II/76-77).
 
Şafiîler ve Hanbeliler görüşlerini, Hz. Peygamber'in Medine'ye gelmesinden önce

Es'ad b. Zürâre tarafından Medine'de kıldırılan ilk Cuma namazında kırk kişinin hazır bulunduğunu bildiren

rivayetlere dayandırmaktadırlar (Ebû Dâvûd, Salât, 216; İbn Mâce, Salât, 78). Bu mezheplere göre,

bundan sonra Rasulullah zamanında kılınan Cuma namazlarında sayı kırk kişinin altına düşmemiştir

. Ayrıca bunlar, Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe'den rivayet edilen 'kırk kişi bulunan her yerleşim biriminde,

Cuma namazı kılmak farzdır' haberi ile Ömer b. Abdilaziz'in, Şam ile Mekke arasında bulunan 'miyah'

halkına gönderdiği mektuptaki, 'kırk kişiye ulaşınca Cuma namazını kılın' ifadesini delil olarak ortaya koymuşlardır

(Beyhakî, es-Sünenü'l-Kübrâ, III/177-178, H.No: 5398, 5399).
 
İleri sürülen bu deliller, Cuma namazının farz olması için kırk kişinin bulunması gerektiğini ispata yeterli değildir.

Zira, Hz. Peygamber'in Medine'ye gelmesinden önce, Medine'de kılınan Cuma namazında kırk kişinin hazır bulunması,

bundan aşağı sayıda kişiyle Cuma namazı kılınamayacağını göstermez. Nitekim Mus'ab b. Umeyr'in,

Hz. Peygamber'in emri ile Medine'de 12 kişiye Cuma namazı kıldırdığı rivayet edilmektedir

(Beyhakî, es-Sünenü'l-Kübrâ, III/179, H.No: 5407). Ayrıca Rasulullah'ın kıldırdığı bir Cuma namazında,

ticaret kervanının geldiğini haber alan cemaatten on iki kişi haricindekilerin dışarı çıktığı rivayeti sahih

hadis kaynaklarında yer almaktadır (Buhârî, Cumua, 38).
 
Öte yandan Hz. Peygamber'in, 'Bir yerleşim biriminde, sadece dört kişi bulunsa bile, Cuma namazı kılmak farzdır.' buyurduğu

rivayet edilmektedir (Beyhakî, Sünen, III/179 H.No: 5406, 5407; Darakutnî, Sünen, II/8-9 H.No: 1-3;

Azim Âbâdî, Avnü'l-Ma'bûd, III/283). Cuma cemaatinin asgari sayısı hakkında varit olan haberler

genelde zayıf kabul edilmekle beraber, fiilî uygulama ile Cuma namazının farziyyetini mutlak olarak ifade eden ayet

ve hadisler dikkate alınınca, bir sayı şartı olmadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca, Cuma namazının kılınabilmesi için

40 kişinin bulunması gerektiği konusunda Hz. Peygamber'den menkul bir rivayet bulunmamaktadır.
 
Kur'an-ı Kerim'de Cuma namazı mutlak olarak bütün mü'minlere farz kılınmıştır (Cumua 62/9).

Hz. Peygamber bunlardan kimlerin muaf tutulduğunu hadislerinde belirterek ayetin genel hükmünü tahsis etmiştir

(Ebû Dâvûd, Salât, 215; Beyhakî, Sünen, III/183-184, H.No: 5422, 5425, 5426; Darakutnî, Sünen,

II/2, H.No: 2; İbn Ebî Şeybe, Musannef, I/446, H.No: 5148; ) ve O'nun dışında kimsenin,

ayetlerin hükmünü tahsis etme yetkisi de yoktur.
 
Bu itibarla, bir yerleşim biriminde İmamla birlikte en az dört kişinin bulunması halinde Cuma namazı kılınması gerekir.
 
b) Bir yerleşim biriminde birden fazla yerde Cuma namazı

Bir yerleşim biriminde birden fazla yerde Cuma namazı kılınıp kılınmayacağı konusunda farklı görüşler bulunmaktadır.

Hanefi mezhebinde ağırlıklı görüşe göre, birden fazla yerde Cuma namazı kılınabilir (Kâsânî, Bedâi'u's-Sanâî, II/191-192;

İbn Hümâm, Fethu'l-Kadîr, II/14-15; İbn Abidîn, Reddü'l-Muhtâr, I/541). Diğer üç mezhebe göre ise,

zorunluluk bulunmadıkça, bir yerleşim yerinde sadece bir yerde

Cuma namazı kılınır; bir ihtiyaç bulunması halinde ise, birden fazla yerde Cuma namazı kılınabilir.

İhtiyaç yokken, birden fazla yerde kılınması halinde, namaza ilk başlayanların Cuma namazları sahih olur,

diğerlerininki sahih olmaz. Bu durumda diğerlerinin öğle namazını kılmaları gerekir (Şirbînî, Muğnî'l-Muhtâc, I/544;

Nevevî, el-Mecmû', IV/451-452; Sahnûn, el-Müdevvene, I/277-278; İbn Kudâme, el-Muğnî, III/212;

Hurâşî, Şerhu Muhtasari Halîl, II/74-75).
 
Zuhr-i ahir namazı veya o günkü öğle namazının iade edilmesi konusu, bir yerleşim biriminde birden fazla yerde
 
Cuma namazının kılınmasından kaynaklanmaktadır.
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.