Öne Çıkanlar İnna Lillahi Ve İnna İleyhi Raciun anlamı AKPde Olağanüstü Kongre Tarihi Netleşti yeni dönem öğretmen atamaları ek ücret diyanette kurumlararası gçiş

Amacınız Ne ? Tarikat , Mezhep , Şefaat Yok ! Ey İslamoğlu , Bayındır Ümmetin Derdi Bu Mu ?


Hilal Tv. açıldığında ne kadar sevinmiştik!

Onun basit bir grup, bir cemaat tv. olabileceğini hiç düşünmemiştik.

Fakat şimdi kendisine yazık ediyor. Hızlıca kendini bitirmeye doğru gidiyor.

Maalesef kaybeden hepimiz olacağız.

Açıkça söylüyorum, dostça söylüyorum, Mustafa İslamoğlu kendisine yakışanı değil, yakışmayanı yapıyor.

Hem kendisi, hem ondan etkilenenler, yanlış yapıyorlar. Kendilerini engelliyor, hizmetlerini bitiriyorlar.

Böylece çok hizmet edebilecekleri Müslümanları kendilerinden ve o hizmetlerden itiyor ve mahrum bırakıyorlar.

İslam bundan fayda görmez, zarar eder. En azından “kardan zarar” eder.

Arkadaşlar, “indirilmiş din” adına “uydurulmuş din” diyorsunuz.

Ve bunu uydurmaya başlama tarihini sahabeden başlatıyorsunuz. Farkındasınız değil mi? Niye incitiyorsunuz o nesli?

Biz sahabeyi kutsallaştıralım ve dokunulmazlık zırhına büründürelim demiyoruz.

“La yuhti vela yüs’el” de saymıyoruz. Sadece dün selefimizin yaptığı gibi ifrat ve tefritten uzak bir sevgi ve saygı bekliyoruz.

Onu “din uydurmakla” suçlamak ifrattır diyoruz. Yoksa herkesin yanlışı, günahı olabilir.

Zaten hesabı Allah Teâlâ’ya kalmıştır.

Hadisleri, rivayetleri Kur’an’a arz edelim görüşü size ait değil ki! Zaten öteden beri hadis usulü kitaplarında yazar,

sahih hadisi bilmenin bir usulü de Kur’an’a arz etmektir. Bunu İmam Hatip Liselerinde bile okuttuk yani.

Ama siz ne yapıyorsunuz?

Yeni bir şey söylüyormuş edasıyla hadisleri bitiriyorsunuz. Buhari ile dalga geçiyorsunuz.

Bu hadisleri kim Kur’an’a arz edecek de “işte bu sahihtir” diye doğru hüküm verecek?

O zaman adam sayısınca ölçü olacak demektir. Birisinin olumlu bulduğunu öbürü reddedecek. Nerede kaldı hadis usulü ilmi?

İlim ve usul yoksa, al sana anarşi. Hoş geldin kaos, kargaşa ve karmaşa! Bunu mu istiyorsunuz?

Emevi dönemi sahabe ve tabiin devridir. Hilafetten saltanata geçiş dönemi.

Elbette fecaat. Ama iktidarın icraatı başka, imamların görüşleri başka.

Fakat siz Emevi bahanesiyle din uydurulması işinin başında mezhep imamlarını gösteriyorsunuz.

Mezhepleri kabul etmiyor, yanınızda “paket program” diye küçümseniyor, sesinizi çıkartmıyorsunuz.

Zaman zaman Ebu Hanife’ye hayranlık ve muhabbet arz etmenizi de zikredelim.

Ama eleştirdiğiniz sözde “uydurma” hükümlerinden o da nasibini alıyor.

Amacınız nedir arkadaşlar?

Bu mübarek İslam dininin de diğer “semavî dinler” gibi “muharref” olduğunu mu ispatlamaya çalışıyorsunuz?

Dünyaya, “boşuna İslam’a bakmayın, onun da işini bitirmişler, ilahi olmaktan çıkarmışlar, beşeri etmişler.

Müslüman olmanıza gerek yok” mu demek istiyorsunuz?

Bu dinde yanlış fetvaların olması başka, dinin uydurulması başka. Sizin de görüşleriniz bazen çelişiyor.

Size de “hanginizinki uydurma?” diye sorsalar ne dersiniz?
 

 Bu mübarek İslam dininin de diğer “semavî dinler” gibi “muharref” olduğunu mu ispatlamaya çalışıyorsunuz?

Dünyaya, “boşuna İslam’a bakmayın, onun da işini bitirmişler, ilahi olmaktan çıkarmışlar, beşeri etmişler.

Müslüman olmanıza gerek yok” mu demek istiyorsunuz?”

Bu endişemizi destekleyen çeşitli mesajlar aldım. Bunlardan birisi de doğuyu batıyı bilen ve yazan bir kardeşimiz.

Bu konuda daha geniş yazılarını bekleme ümidi veren şu cümlelerini alıntılayayım:

“Bu çok önemli bir konu . Ne yazık ki bu insanlar bütün bu yaptıklarının sonunda

‘baştan beri eksiklikler ve tahriflerle dolu bir din’ intibaı oluşturuyorlar.

Bunların iddiaları tamamen oryantalistlerin iddialarıyla aynı.

Allah korusun giderek Kuranın eleştirisine doğru yol alıyorlar.

Bunlarla mücadele boynumuzun borcu.”

Ben bir din kardeşiniz olarak üstüme düşen ıslah ve nasihat vazifemi yapıyorum.

Lütfen eleştiriye açık olunuz. Her gelen eleştiriyi reddetmek, “kararlılık” adına bir fazilet değil ki!

Doğru söz alınmalı, değilse, “eleştirinize saygılıyız, ama biz öyle düşünmüyoruz” dersiniz.

Bakın halk arasında M. İslamoğlu Hoca hakkında olumsuz bir tavır gittikçe yayılıyor.

O da “Hz. Adem’e ‘baba’ bulmak” gibi sivri çıkışlarla buna fırsat veriyor.

Ancak sorun bir hocayı sevip sevmemek, görüşlerini alıp almamaktan öte bir şeydir.

Bir barış, huzur, birlik ve dirlik sorunudur. Bir de şu gerçek var; sanki çok mu alimlerimiz ve

Hilal Tv. gibi yayın araçlarımız var ki, “birisini feda etmekle bir şey olmaz” diyelim?

Hilal Tv.nin “Müslümanlarca izlenmemesi gereken bir tv.” olarak damgalanması,

düşünebiliyor musunuz ne kadar acı bir kayıptır? Buna sebep olanlar bu vebali nasıl taşıyacaklar?

“Damgalamasınlar efendim” demekle sorumluluktan kurtulmuş olunabilir mi?

Mesela şu mezhepler konusunu tv.de bu kadar basite indirerek ve aleyhte bir dil kullanarak anlatmak ne derece doğrudur?

Mezhepleri “paket program” diye aşağılamak ne derece sağlıklıdır? Herkesi tek görüşte toplamak mümkün müdür?

İlle de bunu yapacaksanız, memlekette fıkıhçı mı kırıldı, bir konunun uzmanını çıkarıp tartışsanız olmaz mı?

Sayın Bayraktar’ı bulmuşsunuz, ayağına pas vererek istediğiniz köşeye göl attırıyorsunuz.

Yoksa ciddi akademisyen bulmakta zorlanıyor musunuz?

Dinimizde genel kaide, “alimlerin (amelde) ihtilafı rahmettir”.

Bunu en çok destekleyenler, ihtilafa sebep olanlar olmalı değil midir?

Fakat Sayın İslamoğlu buna karşı çıkıyor. Maksadı anladığımız kadarıyla mezhepleri reddetmeye imkan aramak.

Bu yüzden rahatlıkla “mezhebim yok. Ne sünniyim, ne şiiyim” diyor. “Ya nesin?” diye sorulunca,

“aynen sahabe gibiyim. Onların mezhebi mi vardı?” diyor. Acaba onlar arasında ihtilaflar, farklı görüşler / mezhepler yok muydu?

Ya da şöyle soralım: “Bütün sahabiler her konuda aynı görüşte ittifak halinde miydiler?

Herhangi bir konuda hiç ihtilaf etmediler mi? Ettilerse bu konuyu nasıl çözdüler?

Tarih boyunca alimlerimizin bu konuda yazdığı binlerce eseri bir tekmede yere serip yok sayalım

ve işe şimdi biz yeniden sıfırdan başlayalım, öyle mi? Sağır için bir kamet daha getirelim yani, öyle mi?

Sonra soralım; dünya Müslümanlarının sorunu bunlar mı? Bizim öncelikli konuşmamız gereken,

sizin ortaya attığınız mezhepler, tasavvuf, kabir azabı, mehdi ve Hz. İsa’nın gelişi,

Hz. Adem’in babası, hayızlı kadının kur’an okuyup oruç tutabilmesi gibi konular mı?

Mesela batılılaşma, sekülerizm, laiklik, yeniden İslamî eğitimin sorunları, bu sistemde nasıl bir dini hayat vs. hiç gündeminizde neden yok?

Siz Müslümanlar boş yere durmadan tartışsın ve zamanlarını öldürsün mü istiyorsunuz? Bunda ne fayda buluyorsunuz?

Böyle yapmakla kimin ekmeğine yağ sürüyorsunuz?

Ulemanın amelde ihtilafının rahmet olmasını istediğiniz kadar reddedin, bu hakikatin önüne geçemezsiniz.

Mezhepleri istediğiniz kadar reddedin, en çok yapabileceğiniz, yeni bir mezhep çıkarmaktır.

İnsanları buna davet etmektir. Tamam, bunu siz yapmazsınız, arkanızdan gidenler yapar.

Tıpkı geçmişteki mezhep imamları gibi. Adı ne olsun istersiniz o mezhebin? 

“Hilalî” mi, “Mustafavî” mi, yoksa “İslamoğlî” mi?

 Peki o zaman ihtilaf bitecek mi?

Asla!

Mevcutlara bir tane daha eklenecek, o kadar!

Ne anladık?

İhtilafı bitirdik mi yani?

Değilse, müsamahadan, rahmetle karşılamadan başka yol yok. Hak mezhepleri inkarın zarardan başka hiçbir faydası yok.

Allah Teâlâ dileseydi herkesi tek dinde, tek görüşte yaratabilirdi. Öyle yaratmamış biliyorsunuz.

Sizin derdiniz nedir kardeşim?



“Kur’an her şeye kafidir” diyorsunuz.

Sünnetin teşri için kaynaklığını inkar ediyorsunuz.

Peygamberimizin Allah adına hüküm koyma hakkını iptal ediyorsunuz.

Fıkıh ve usul kitaplarında mevzubahis edilen cümle “ef’alü’r resul Resulullah’ın fiillerini” yok sayıyorsunuz.

Ne adına?

Kur’an’a dikkat çekme adına!

Tamam, ona dikkat çekiniz. Bu güzel bir şeydir. Bugün Kur’an gerçekten de metruktür.

Hakkıyla okunmuyor, bilinmiyor, yaşanmıyor. Başımıza gelen bela ve musibetlerin

en büyük sebeplerinden belki de birincisi budur. Kur’an’sızlığın kafirler için değerini

İngiliz İdarecisi de anlamış ve “bu kitabı onların elinden alırsak işlerini bitiririz” demiştir.

İyi de bu gerçeği ifade için sünneti yok saymak mı gerekli? Aynı ihtiyaç sünnet için de geçerlidir. Sanki o çok mu iyi biliniyor ve uygulanıyor?

Nerede!

Fakat Kur’an’ı ihya için sünneti inkar gerekmez ki. Başta mezhep imamları olmak üzere

selefin alimlerini de “din uydurdular” diye aşağılamak gerekmez. Bunlar ayrı ayrı şeylerdir.

Fakir kırk yıldır vaaz ederim. Bunun en az son yirmi yılı kürsüden Kur’an okuyup tefsir yapmaktır.

Daha hiçbir Müslümanın itiraz ettiğine rastlamadım. Üstelik dinleyenler zevkle takip ederler.

Buna rağmen “bu dersleri ben icat ettim” diyemem, haşa ve kella!

Bunu ilk defa siz mi icat ettiniz ki?

Öyle de diyemem, haşa ve kella! Tarihten beri gelir bu. Bazen dinin bilinmediği zamanlar olur.

Biri de kalkar uyarır. Sizin bir ton kelimenizi Akif birkaç mısrada söylemiş işte:

“İbret olmaz bize her gün okuruz ezber de

Yoksa hiç mana aranmaz mı bu ayetler de

 

Lafzı muhkem yalnız anlaşılan Kur’anın

Çünkü kaydında değil hiç birimiz mananın

 

Ya açar nazmı celilin bakarız yaprağına

Yahut üfler geçeriz bir ölünün toprağına

 

İnmemiştir hele Kuran şunu hakkıyla bilin

Ne mezarlıkta okunmak ne fal bakmak için.”

 

Peki, siz Kur’an-ı Kerim’den neyi tartışıyorsunuz?

Cari sistemi mi? Yürürlükteki laik kanunların nasıl küfür oluşunu mu?

Batılılaşmanın verdiği zararları mı? Devlet ve hilafeti mi? Gece ibadetlerini, zikir, fikri, teheccüdü mü?

Tartıştığınız konular hayata bir ilke, bir kanun ve fayda getiren konular da değil.

Mesela işte şunlar: Hz. İsa inecek mi? Mehdi gelecek mi? Kabir azabı var mıdır?

Tasavvuf ve tarikat var mıdır? Vesile ne demektir? Abdestte ayaklar yıkanır mı?

Abdestsiz Kur’an okunur mu? Hayızlı kadın oruç tutar mı? Peygamber hüküm koyabilir mi?

Peygamberimizin hissi mucizesi var mıdır? Kader var mıdır? Mezhep ne demektir? Peygamberin mezhebi var mıydı? Vs.vs.

Müslümanların can alıcı sorunları bunlar mıdır?

Korkarım yarın “ahirette Allah görülür mü?” diye tartışacaksınız.

Yani geçmişte başta mutezile olmak üzere bid’at ehlinin ortaya koyup tartıştığı ve ehli sünnetin

cevabını verip işini bitirdiği sorular. Millet nasıl olsa bilmiyor ya, ısıt ısıt koy önlerine, yesinler diye?

Derdiniz nedir kardeşim?

Müslümanlara bu kadar hakaret niçin?

Bu alaycı dil ve üslup niçin?

Taslaman, Okuyan, Bayraklı gibi üç beş malum kafadar sahıslar olarak oturmuş,

Dümbüllü tiyatrosu gibi paslaşarak Müslümanlara yaptığınız alaylar, aşağılamalar niçin?

Yahu yeryüzünde Müslümanlardan başka yanlış yapan yok mudur?

Biraz da onları konuşun ve aşağılayın ne olur? dilinizden elin gavuru kurtuluyor, Müslümanlar bir türlü kurtulamıyorlar.

Netice itibariyle siz bu halinizle İslam’a hizmet etmiyorsunuz. Aksine Müslümanlara zarar veriyorsunuz.

Bizden hala kardeşçe uyarıdır, kendinize geliniz. Bir muhasebe yapınız.

En azından dil ve üslubunuza bir ayar veriniz. Yarın daha geç olabilir.

FETÖ gibiler bitmeyecek elbette. Yeni Ahmedîler, Kadiyaniler, Babiler,

Bahailer olacak elbette gavur beslemesi olarak. Şöhret budalası, kibri kendinden büyük,

ne oldum delileri çıkacak. Biz bunlara hazırlıklıyız. Ama lütfen siz, bir mezhep daha çıkarıp başımıza bela etmeyiniz.

Dua ediyoruz: Allah Teâlâ samimim Müslümanları korusun. Ayaklarını kaydırmasın.

Şeytanlara yem olmasınlar. Tarihe bir “Bel’am” olarak geçmesinler.

 

 

 

 

 

 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.